“…İnsanlar, bir insanın talihini, görünüşünün, yüzünün
güzellik ya da çirkinliğinin, boyunun durumunun, saçı-
nin olup olmamasının belirlediğini düşünürler. Yanılgı.
Her şeyi saptayan sestir.”
“…Örneğin, seçilmiş olma duygusu her aşk ilişkisinde
vardır. Çünkü aşk, tanım olarak, hak edilmemiş bir armağandır; hak etmeden sevilmek, gerçek aşkın eksiksiz
kanıtıdır. Bir kadın bana, "Seni seviyorum, çünkü zekisin,
çünkü namuslusun, çünkü bana armağanlar alıyorsun, çünkü zamparalık yapmıyorsun, çünkü bulaşık yıkıyorsun," derse, hayal kırıklığına uğrarım; bu aşkta çıkarcı bir yan vardır. Şöyle bir cümle duymak kim bilir ne güzeldir: "Zeki olmamana, namuslu olmamana karşın, yalancı, bencil, alçak olmana karşın senin için deli oluyorum."
“…Onun önemsediği tek şey, kendine ilişkin kendi gerçekliğiydi. Kissinger'ı arzu etmiyordu, ne de onun bedenini ("nasıl da kötü bir âsık olurdu"); o kendi benini genişletmek, onu kendi yaşamının dar çemberinin dışına çikartmak, onu parıldatmak, onu ışığa dönüştürmek istiyordu. Kissinger onun için mitolojik bir binek hayvanıydı, gökyüzüne yükselip uçmak için üzerine bineceği kanatlı attı…”