Adı:
Yavaşlık
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755106274
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Lenteur
Çeviri:
Özdemir İnce
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Yavaşlık'ın kıssasından çıkan hisse şu: "Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır." Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.

"Kundera, gerçek `libertin'liğin gücünü görüntünün zorba güçsüzlüğünün karşısına, Epikuros'un hazlarını otomobilin karşısına çıkartıyor."
(Jean-Pierre Tison, LIRE)

"Varoluşun dayanılabilir hafifliğinin savunusu. Diderot ile Gogol yüzümüze ayna tutuyorlar: Sanıldığı kadar çirkin değiliz..." (Alain Bosquet, MAGAZINE LITTERAIRE)


"Yavaşlık, ciddi bir roman değil, bir şaka: Gevezeliğin can sıkıcı ciddiliğinde yitmekte olan hazzın gizini, haz aracılığıyla ve haz için yeniden bulmaya çalışan bir kitap. Don Kişot da bir şakaydı." (Pierre Lepape, LE MONDE)

"Milan Kundera, Roman Sanatı'ndan bu yana, kurmaca (fiction) ile denemeyi, deneyim ile imgelemi birleştiren bir roman biçimini ileri sürüyor. Ona göre roman sanatı bütün olanaklarını tüketmiş değil, keşfedilmeyi bekleyen daha bir yığın yol var." (Antoine de Gaudemar, LIBERATION)
Milan Kundera'nın okuduğum ilk kitabıydı ve oldukça iyi bir tercih olduğunu düşünüyorum. Kundera'nın olay kurgusuna bağlı gibi gözüken romanı aslında olay kurgusundan çok şeyi içeriyor desek yeridir. Psikoloji, tarihsel devinim, yaşam görüşü, romantizm, ilişkiler, birey ve toplum, vs. Bu açıdan Camusvari bir zenginliğe sahip olduğunu da iddia edebiliriz.

Kitabın genel teması hız ve yavaşlık/unutmak ve hatırlamak üzerine kurulmuş diyebiliriz.

"Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle? Bir Çek atasözü der ki 'Tanrı'nın pencerelerini seyrediyorlar.' Günümüz dünyasında işsizliğe dönüştü aylaklık; kuşkusuz aynı şey değil."

Bugünkü dünya bizden 'hızlı' olmamızı istiyor, hem de her zaman. İşte bu 'hızlı olmak' da 'unutma' getiriyor. Neyi unutmak? Sevmeyi unutmak, kendi olmayı unutmak, insanlığı unutmak, kısaca gerekli olan herşeyi.

Kitapta birçok karakter var, şahsen ben okurken karakterleri ve olayları takip etmek yerine metine odaklandım, öylesi daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Pontevin'den başladık. Pontevin'in 'dansçı' kavramı, 'manevi judo' kavramı. Sonra Berck ile tanıştık, Vincent var, Julie var, İmmaculata var, Çek bilgin var, kameraman var. Kişilerin iç dünyaları var, zenginlikleri var, yoksunlukları var. Düz bir şekilde okunursa kolay anlaşılır bir kitap değil, olaylar zaman akışına bağlı değil, o sahneden o sahneye hızlıca geçiyorum. Kundera'nın bu kadar küçük bir kitapta, bu kadar etkili yazması müthiş gerçekten de...
Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır.

Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.

Kitap yavaşlık ve hız kavramlarını örneklerle kıyaslayarak, açıklayarak başlıyor. Aslında romanda üç farklı hikaye var. Birincisi yazarın ve eşinin bir şato otelinde geçirdikleri kısa bir tatil( Anlatıcı bunu gerçek hayatmış gibi düşünmemizi istiyor), ikincisi bu şatoda 18.yy da yaşanmış yasak bir aşk hikayesi( vivant denon’un bir hikayesi), üçüncüsü de böcekbilim uzmanlarının bu şato otelde gerçekleştirdikleri bir sempozyum.
Anlatıcının ve eşinin olduğu hikayeyi gerçekmiş gibi diğer ikisini de kurmaca olarak düşünelim.

18. Yy da teknoloji çok gelişmediği için insanlar işlerini yavaşça hallederdi. Bir yerlere yetişmek için aceleleri yoktu. 20.yy hız çağı oldu. Herkesin bir yerlere yetişmek için acelesi var.

Romanın sonunda 18. Yy daki şövalye ile 20.yy daki Vincent Şatonun bahçesinde buluşurlar. Kısa bir muhabbetleri olur. Şövalye o kadar güzel vakit geçirmişki yüzü neşe dolu. Birazdan at arabasına binip yaşadıklarını düşüne düşüne yavaşça uzaklaşıcak. Vincent ise 20.yy’ın modası olan ünlü olmak, görünür olmak, haz için yaşamak çılgınlığında olduğundan tatminsiz bir şekilde, mutsuz bir aceleyle hız motorsikletine binip hemen uzaklaşmak istiyor.
Milan Kundera'nin kendine has tarzı yine kelimeler arasına gizleniyor. Bir nevi teknoloji ile değişen algımızdan, konu itibariyle yavaşlıktan söz ediyor. Kundera'nin değişik ruh hallerini değerlendirmesi diğer kitaplarında olduğu gibi güzeldi, işleyişi karışık gelebilir normaldir. Kısacık ama zamana yayılması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum siz de okuyunuz. Ayrıca "Tanrının pencerelerini seyreden kimsenin canı hiç sıkılmaz; mutludur." diyor yazarımız belki de haklıdır?
Kundera'nın merkeze bir kavram koyarak onu didik didik etmesi, edebiyatın bir bilgi alanı olarak da gayet iyi iş gördüğünün en güzel göstergesi. Zira bahsettiği birçok olgu psikoloji, etoloji ya da sosyoloji ile paralellik gösteriyor.

Çağımızın üretme ve hız fetişizmi beni bir de Kundera'nın gözünden meseleyi görmeye itse de kitapta tam olarak aradığımı bulamadım. Ancak yine de girişte ve kitap içerisindeki birkaç noktada yaptığı analizler beni benden almaya yetti. Bugün neredeyse artık bir ilke haline gelmiş "hız ile unutma" arasında kurduğu ilişkiyi okumak bile büyük bir keyif.
Kitap karmaşık bir dille yazılmış, okunması zor. Dikkatlice ve çok yavaş okumanızı tavsiye ederim. Kitapla ilgili etkilendiğim bir kavramı, aşağıdaki paragrafta okuyabilirsiniz.

"Yavaşlık ve anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim; Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık; az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hala çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.
Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.
(....)
Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bırakmıştır; kendinden tiksinmektedir; belleğinin küçük titrek alevini söndürmek istemektedir.
Bir adamın içsel konuşmalarını içeren kitabın başlarında yoğun anlatımı sebebiyle biraz zorlandım diyebilirim. Tabi üslubuna sayfalar ilerledikçe alıştım.

Konusuna gelecek olursam, Fransada'da bulunan gizemli şatoda eşiyle konaklamakta olan anlatıcının ağzından 2 farklı yüzyılda geçen hikaye anlatılmakta. Tabi bu öyküleri belli sırayla değil, iç içe geçmişlikte söz konusu. Öykülerin ortak noktası haz. Dolayısıyla cinselliğinde bulunduğu öykülerini en ince ayrıntısıyla sohbet havasında anlatarak yorumlamış. Bazı bölümlerinde bu konuya dair gerçek yaşam hikayelerini eklemekten geri kalmamış. Buna ek olarak anlatıcı Marquis de Sade'nin Yatak Odasında Felsefe, Choderlos de Laclos'ın Tehlikeli İlişkiler kitaplarını üstün körü yorum yapıp atıfta bulunmuş. Kısacası Yavaşlık'a başlamadan önce bu kitapları okumanın yararı var diye düşünüyorum. Kurgulanan 2 farklı yüzyılda geçen öykülerindeki kişileri kendi zamanında buluşturması, anlatıcının derin düşüncelerinden dolayı uyuyan eşinin kabus görmesi gibi absürtlükleri mevcut.

Sonuç olarak, anlatıcının çıkarımlarını kaçırmamak adına dikkatli okunması gerektiği kanısındayım.
Biraz hayal kırıklığı yaşadım. Yazarın ilk kitabı olarak okunamayacak bir kitap. Yavaşlık teması hakim değil kitaba. Daha çok değişik ruh hallerinin anlatıldığı bir kitap.
Kundera'nın yaptığı yorumlar ve analizler karşısında her seferinde yutkundum.
"Yavaşlık " ,ciddi bir roman değil, bir şaka: Gevezeliğin can sıkıcı ciddiliğinde kaybolup gitmekte olan hazzın gizini , haz aracılığı ile ve haz için yeniden bulmaya çalışan bir kitap .
Pierre Lapape , Le Monde

Güzel bir kavram ve bu kavramın işlenmesini okuyacaksınız "Yavaşlık ile hatırlama" Dur biraz düşün. "Hız ile unutma " O kadar hızlı olduki hiçbir şey hatırlayamıyorum. ....
Ordu-Giresun Havalimanı'nda başlayıp Ankara'daki evime gelene kadar bitirdiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün size. Abartılı cümleler kurmayacağım çünkü Bay Kundera'nın buna ihtiyacı yok. Kaldı ki anlatımı bu kadar yalın, sohbet tadında olan bir yazarın kitaplarını abartıyla şişirmek de çirkin olur bence. "Yavaşlık" ana fikir olarak; hayatı gereksiz yere hızlı yaşadığımıza, hazzın yavaşlıkta vücut bulduğuna işaret ediyor. Doyamadığım yazarlardan biri olan Milan Kundera'yı her kitabında daha çok seviyorum. #dünyaedebiyatıokuyoruz etkinliği vesilesiyle de külliyatı tamamlamaya yaklaşıyorum. Hoş sohbet bir yazar ile keyifli zaman geçirmek isteyen herkese tavsiyemdir. =)
‘Yavaşlık ile anımsama,hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır.’
Eşiyle bir gecelerini otele çevrilmiş şatoda geçirmek istiyor karakterimiz.Kaldıkları otelde uzun zaman önce geçen bir öykü anlatmaya başlıyor ancak bu öykünün dallarını farklı zamanlara sarkıyor..Bir nevi paralel evrenlere uzandığımızın hissi uyanıyor..Hiçbir şey sonuca bağlanmıyor çünkü sonuç çok da mühim değil aslında..
Kundera,biçemiyle yakaladı beni bu eserinde..Zaman kaymaları,karakterlerin iç içeliği,mekanların canlı aktarımı..Belki de Pierre Lepape haklıdır: “Yavaşlık ciddi bir roman değil,bir şaka.Gevezeliğin can sıkıcı ciddiliğinde kaybolup gitmekte olan hazzın gizini,haz aracılığıyla ve haz için yeniden bulmaya çalışan bir kitap.Elbette Don Quijote de bir şakaydı.”
İlginç sorularla karşımıza çıkıyor yine Milan Kundera. Teknoloji ile değişen algımızdan söz ediyor. Günümüz politikacılarını, bilim insanlarını, "dansçıları". başkalarınca görülmeden varolamayan insanları anlatıyor. Romanın sonunda farklı yüzyıllarda yaşayan roman kişilerini karşılaştırması ve hatta anlatıcıyla eşinin de onları görmesiyle bir kurgu evreninde olduğumuz hatırlatır yazar. Ya da romanın bir bölümde dediği gibi: " Her şey düzenlenmiş, ayarlanmış, yapay, her şey bir oyun, hiçbir şey içten değil ya da başka bir değişle her şey sanat. Öyleyse: geciktirme, kesintiizliği uzatma sanatı, daha iyisi esrime, coşku durumunda olabildiğince uzun kalma sanatı."
Türünün son zamanlardaki en iyilerinden birisi diyebilirim. Bu kişisel fikrim. Tabi ki sıkıldığım noktalar oldu ancak bunu tamamını mal etmemek en iyisidir diye düşünüyorum.
Bir kadın bana, “Seni seviyorum, çünkü zekisin, çünkü namuslusun, çünkü bana armağanlar alıyorsun, çünkü zamparalık yapmıyorsun, çünkü bulaşık yıkıyorsun,” derse, hayâl kırıklığına uğrarım; bu aşkta çıkarcı bir yan vardır.
Şöyle bir cümle duymak kimbilir ne güzeldir: "Zeki olmamana, namuslu olmamana karşın, yalancı, bencil, alçak olmana karşın senin için deli oluyorum.."
Milyonlarca televizyon seyircisinin açgözlülükle seyrettikleri ölen Somalili çocuklar artık ölmüyorlar mı? Ne oldular acaba? Şişmanladılar mı, yoksa zayıfladılar mı? Somali diye bir ülke var mı hâlâ? Dahası hiç varolmuş muydu? Bir serabın adı olmasın sakın?
....korkusunun kaynağı gelecektedir ve gelecekten kurtulmuş bir insan için korkacak bir şey yoktur.
Sen benim karabasanımsın. Benim kötü rüyamsın. Benim başarısizlığımsın. Benim utancımsın. Benim aşağılamamsın. Benim tiksintimsin. Bunu söylemek zorundayım. Acımasızca. Duraksamadan. Artık hiçbir anlamı kalmamış olan bu ilişkiyi uzatmadan.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yavaşlık
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
150
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755106274
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Lenteur
Çeviri:
Özdemir İnce
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Yavaşlık'ın kıssasından çıkan hisse şu: "Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır." Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.

"Kundera, gerçek `libertin'liğin gücünü görüntünün zorba güçsüzlüğünün karşısına, Epikuros'un hazlarını otomobilin karşısına çıkartıyor."
(Jean-Pierre Tison, LIRE)

"Varoluşun dayanılabilir hafifliğinin savunusu. Diderot ile Gogol yüzümüze ayna tutuyorlar: Sanıldığı kadar çirkin değiliz..." (Alain Bosquet, MAGAZINE LITTERAIRE)


"Yavaşlık, ciddi bir roman değil, bir şaka: Gevezeliğin can sıkıcı ciddiliğinde yitmekte olan hazzın gizini, haz aracılığıyla ve haz için yeniden bulmaya çalışan bir kitap. Don Kişot da bir şakaydı." (Pierre Lepape, LE MONDE)

"Milan Kundera, Roman Sanatı'ndan bu yana, kurmaca (fiction) ile denemeyi, deneyim ile imgelemi birleştiren bir roman biçimini ileri sürüyor. Ona göre roman sanatı bütün olanaklarını tüketmiş değil, keşfedilmeyi bekleyen daha bir yığın yol var." (Antoine de Gaudemar, LIBERATION)

Kitabı okuyanlar 195 okur

  • birfilhortumundakisu
  • Vusal Fahradov
  • nejla güldalı
  • Mizan HALAS
  • Barış
  • Kadir
  • İlayda
  • Bey Böyrek
  • Ebru
  • Ayça

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%9.9
25-34 Yaş
%53.5
35-44 Yaş
%23.9
45-54 Yaş
%1.4
55-64 Yaş
%4.2
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.8
Erkek
%42.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.2 (6)
9
%13.6 (8)
8
%30.5 (18)
7
%23.7 (14)
6
%13.6 (8)
5
%1.7 (1)
4
%3.4 (2)
3
%1.7 (1)
2
%1.7 (1)
1
%0