İlk öyküsüyle BAMM diye okkalı bir yumruk atıyor önce suratınıza. Fiziksel olarak acıyı hissediyorsunuz. Kalbinizde. Sonra kitabı elinizden bırakıyorsunuz. Uzun uzun bakıyorsunuz kitaba, tekrar elinize almaya mental sağlığınızın el verip veremeyeceğini tartıyorsunuz bir süre. Tabii kitabı tekrar elinize almaya karar verecekseniz, her öyküden sonra durup bir bardak su içmeniz gerekiyor. Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi, ağzım uzun bir süre açık kaldığı için (işletim sistemimin şaşırma mimiği) boğazım kurudu ve sürekli su içmek zorunda kaldım, burnumun direği sızladı, ağladım. Tamam kabul ediyorum ben zaten duygusal bir patates olarak her şeye ağlıyorum ama bu kitabı okurken elleriniz azıcık titremezse, “kalbiniz ne kadar taşlaşmış öyle” derim. Her bir öyküsü tek tek roman olabilirdi ve olsaydı bayıla bayıla okurdum (keşke olsa) ️ Son öykü de beni ayrıca benden aldı. Çünkü, incecik ipliklerle bütün öyküleri öyle güzel birbirine düğümlemiş ki okurken mest oldum. İnsana “edebiyat iyi ki var be!” Dedirtiyor. Kalemine, aklına, kalbine sağlık. Hep yaz! @sonatyurtçu