“… Namus, cinsellikten eli ayağı çekmek ruhun hapishanesidir. Yalnız başınayken yapılanlardan bahsetmiyorum çünkü hiçbir zaman temas etmenin yoğunluğunu yaşatamazlar, kendilerinde sonsuzluğa doğru ilerlemeyi engelleyen bir soyutluk taşırlar. Birisiyle bir olduğumuzu iddia edebiliriz ama eğer ötekini sonu olan bir kütle, bir kimlik, belirli bir şekil olarak görürsek, yalnızlığa mahkum oluruz. Bundan geri dönüş yoktur…”
“…Hayaller kurulabilir, gökyüzü arzulanabilir, hafızada binlerce enfes anı canlandırılabilir ama bir bedenin bir ötekini arayışının yeri nasıl doldurulabilir? …”
“…Beden güzelliği diktatörlüğü, bütüncül ve en üst düzeyde anoreksiktir. Dergilerde boy boy çıkan kızlar hastalık derecesinde zayıflar ama ben onların zayıflığından bahsetmiyorum. Söylemek istediğim, dünyanın üçte biri açlıktan, diğer üçte ikisi bakış yokluğundan ölürken, bu diktatörlükte kendini açlıktan öldüren bir deliliğin olduğudur. Gene de anoreksik biri kendini herhangi birinden daha çok seyreder. Bütün kültürümüz, bütün medeniyetimiz anoreksik. Gözlerimiz sabit. ……… dünyaya kendi güzelliğini gösterene kadar bakmayı deniyorum. Almodovar teoremini oluşturuyorum: Korkunç bir şeyi güzelliğe çevirmek için ona yeterince uzun süre bakmak yeter. …”