“… Bir kere sessizliğe büründükten sonra insanın ağzını açmasına imkân olmadığını, hatta insanın yıllarca, yüzyıllarca susacağını, onu sınıfta şaşkınlıkla seyrederken anlayamazdım. …”
“…Çünkü aşk verdiği ıstırap ile ruhumu bir yandan terbiye ediyor ve beni daha olgun bir adam yapıyordu ama diğer yandan da aklıma bütünüyle el koyarak, olgunluğun verdiği mantığı kullanmama çok az izin veriyordu. Benim gibi uzun bir süre ve yıkıcı bir şekilde aşık olmuş birisi, yanlış olduğunu bildiği bir mantığı, bir hareketi, sonunun hüsran olacağını bile bile sürdürmeye devam eder, zaman geçtikçe yaptıklarının yanlış olduğunu daha da açık görür. Bu durumda, insanoğlunun üzerinde durmadığı ilginç şey, mantığımızın en kötü günde bile hiç susmaması, tutkunun gücüne karşı çıkamasa da, yaptıklarımızın çoğunun aslında aşkımızı ve acımızı artırmaktan başka bir sonuç vermeyeceğini dürüstlükle ve acımasızlıkla bize fısıldamasıdır. ………mantığımın bu fısıltısı gittikçe güçlenerek artmış, bir gün aklımın bütününe hakim olarak beni bu acıdan kurtaracağı umudunu da vermişti. Ama aşk ile birlikte umut (bir gün hastalığımızdan kurtulacağımızın umudu bile olsa) bana acımla birlikte yaşama gücü verdiği için, çektiğim ıstırabın süresini uzatmaktan başka bir sonuç da vermiyordu….”
Hayatımda okuduğum, asla unutulmayacak en iyi kitaplar arasına girdi. Yok böyle bir lezzet… İlk sayfadan son sayfaya kadar “İŞTE EDEBİYAT! İŞTE İYİ EDEBİYAT! İŞTE EDEBİYATIN GÜCÜ!” Diye bağıra bağıra okudum. Edebiyat, iyi ki var be! 10 üzerinden 100-1000-10.000!!!
Antoni Casas Ros, 20 yaşında, önlerine çıkan bir geyik yüzünden geçirdiği bir trafik kazasında sevgilisini ve yüzünü kaybediyor. Yani kitap otobiyografi aslında. Fakat okurken otobiyografi ile kurgu, gerçek ile gerçeküstü birbirine giriyor. 2008 yılında İspanya’da en iyi roman seçilmesine şaşırmadım zira benim de hayatımın en iyi kitapları listesine girdi. -belki de en iyisidir-
Güzellik-çirkinlik, aşk, cinsellik, sinema, fizik, matematik, savaş, şiir, faşizm… Kitapta yok yok! Hele ki bir geyik metaforu var ki, tadından yenmiyor! Fakat sanırım uyarmam gerekecek çünkü Casas Ros’un, ameliyat olmamış bir transseksüel ile ilişkisi anlatılıyor ve sevişme sahneleri -evet sahne- böyle şeyler okumaktan hoşlanmayanları rahatsız edebilir (neden hiç anlamam?) Yine de bu sahneler yüzünden bu kitabı okumazsanız, çok şey kaçıracaksınız haberiniz olsun! Bir dilek hakkım olsaydı yazarla tanışıp, oturup bir kahve içmek, uzun uzun sohbet edebilmek isterdim. Sanırım bu gece kitaba sarılıp uyuyacağım, iyi geceler!
“…içimdeki duygular ne olursa olsun, ister neşe, ister umut, yalnızlığıma gelip çarpıyorlardı. Başka bir hayvana sokulmanın hayvani zevkinde ilkel bir tatmin var. Aşksız da olsa, canlılar arasında bazı gece alışverişleri olmalı. Gece yanına sokulmak için birini bulabileceğin kafeler olmalı ya da internet sitesi…”