Bekle Beni bana, insanın bazen hayatı değil de içindeki ışığı kaybettiğini hatırlattı.
Kitap boyunca herkes biraz karanlığın içinde yürüyordu ama yine de kimse tamamen umutsuz değildi. En çok da bu dokundu bana. Çünkü bazen insan, yaşayabilmek için çok büyük mucizeler değil, sadece küçük bir “iyi olacak” hissi arıyor.
Leyla ve Selim’in samimiyetini sevdim. Gösterişli değildi. Büyük aşk cümleleri yoktu belki ama birbirlerinin içindeki yorgunluğu görebiliyorlardı. Belki de gerçek yakınlık biraz böyle bir şey.
Livaneli’nin anlatımını zaten hep samimi buluyorum ama bu kitapta beni en çok toplumsal arka plan sarstı. Çünkü okurken sadece karakterleri değil, bir dönemin insanlarda bıraktığı kırıkları da hissediyorsun. Ve bazı acılar geçmişte kalmıyor; insanların ruhunda yaşamaya devam ediyor.
Kitabı bitirdiğimde içimde kalan şey hüzünden çok bekleyiş hissiydi.
Sanki insan bazen bir kişiyi değil, yeniden inanabileceği bir hayatı bekliyor.