Yas ülkesi oraya ayak basan'a dek neye benzediğini bilmediğimiz bir yerdir. Yas evinde en uzun sessizlikler konuşur zira kelimelerin taşıyamadığı acılar vardır. Sessizlik, kelimelerin yüklenemediği ağırlığı yüklenir. Sıradan kelimeler tanık olunanları ifade etmekte yetersizdir. Dilin sınırları acıyı kuşatamaz. İnsan "dilinin döndüğü kadar" susar.
Bizler hikayelerinin içinde nefes alıp veren canlılarız; hikayelerimiz değiştiğinde dünyamız da dönüp bizi değiştirir. Kendini güncellemek gibi. Gelişmek, olgunlaşmak demek bu değil midir zaten? Başımıza her ne gelirse gelsin aklımızı muhafaza etmek için anlatılardan, hikayelerden yardım alır, bütünlüğümüzü Bozan her müdahaleden sonra barış'a tekrar kavuşabiliriz.
"Ördek sendromu". Suyun üstündeki ördeği izlerken onun ne kadar yumuşak ve rahat bir şekilde süzüldüğünü gözlemleriz. Oysa suyun altında, bizim görüş alanımız dışında ördek sürekli ayak çırpmaktadır. Bu fenomen, başarılı hayatlarını gördüğümüz insanların aslında görünmeyen tarafları olduğunu bize hatırlatabilir.
Zihinsel esnekliğe sahip insanların başkalarının başarı ve mutluluklarına hasetle yaklaşmadıkları görülmüştür. Başkalarının başarısı karşısında duyulan hasedin sebebi derinlerde Bir yerde yatan Güven problemi olabilir. Kişinin güveni kendi özüne dayalı değil ise diğerlerinin başarısı ona tehdit altında hissettirebilir. Oysa özgüven kişinin kendine yani özüne ait olan bir duygudur. Başkalarıyla paylaşılmaz ve mukayeseye dayanmaz.