Büyük uygarlıkların yıkılışı ve hafızaların çözülüşü ile birlikte ahlaksızlığa ilk kapılanlar çocuklar olurlarmış. Onlar eskiyi daha çabuk ve acısız unutur, yeniyi daha kolay düşlerlermiş.
Çoğumuza olur, olmuştur, bir saattir anlayarak seyrettiğimizi sandığımız bir filmi aslında yanlış anlayan sinemadaki tek budalanın kendimiz olduğunu fark ettiğimizde bir öfke sarar içimizi.
Gece ay ışığında, Zaman nedir, diye bize sorulduğunda, hayat nedir, keder nedir, Kader nedir, acı nedir diye sorulduğunda, bir zamanlar yüreğimizle bildiğimiz bütün cevapları, imtihan gecesini uykusuz geçiren ezberci öğrenci gibi birbirine karıştırdık. Zaman, derdi bir budala, bir gürültüdür. Kaza, derdi başka bir talihsiz, kaderdir. Hayat derdi, bir üçüncüsü, bir kitaptır. Biz şaşkınlar, anlıyorsunuz ya, doğru cevabı kulağımıza fısıldasın diye meleği beklerdik.
Şimdi geçmişte başımıza gelenleri ve yarın gelecek olanları düşündükçe bu anın, Muzaffer geçmişimiz ile korkunç ve sefil geleceğimiz arasındaki bu eşsiz anın kıymetini biliyorduk.