Türkiye'de İslam ümmetinin en duyarlı ve kafir tasallutuna karşı aşısı en iyi tutmuş kesiminin yaşadığını ne yazık ki bu ülkenin has insanlarından ziyade o insanlara düşmanlık besleyenler biliyor.halihazırda olayların akış seyri Müslüman çoğunluk açısından endişe verici ve Müslüman çoğunluğun duçar olduğu muamele Umut kırıcı ise bunun sebebi ne Türkiye cumhuriyeti'ni kuran çabayı gösteren darboğazlarda en büyük yükü omuzlayan Müslümanların hedef belirlemedeki yetersizliğinde aramalıyız.
İnsan sürüleri materyalizme karşı çıkmanın Sovyet politikasıyla zıtlaşmak anlamına geleceği fikrine kapilmakla kalmadılar; dindarlıklarin ABD politikasına destek vermekle tezahür edebileceği görüşünde yoğunlaştılar. Kapitalizm böylesi bir aldanıştan hem kâr sağladı ve hemde kârını ücret ödemediği bekçilerin, safdillikleriyle güvenceye alabildi.Ama bunu yaparken kapitalizmin kazançlarından daha endişe verici bir sonuca kapı açtı. Yaşanan süreç din saliklerinin finans gücüyle sıcak ilişkiler, giderek kölelik derecesine varan bağlantılar kurmasına ve bu bağlantıların itikaden sakıncalarınin hiç kaale alınmamasına kadar devam edegeldi.
Yerleşik dilimizin fark edilip benimsenmesi buranın hayat tarzı, kurumları ve ümitleri ile bir İslam yurdu, bir dârü'l İslam olarak kabulü ile mümkün olabilir.Bu dönüşümün ertesinde her şey güllük gülistanlık olmaz; ama ekonomideki çarpıklık,hayattaki sapkınlık ve siyasi arenadaki ihanet son bulur.Türkiye'nin bize de bir başkasına da otlak gibi görünmemesi lazım.
Osmanlı devleti ömrünü uzatabilmek için topraklarını kaybede kaybede yaşama yolunu seçmişti. Türkiye Cumhuriyeti'nin kaybedecek toprağı kalmamıştı. Eğer bundan fazlasını kaybederse devlet olarak varlığının izahı pek kolay olmayacaktı. Toprak feda edemediği için kültürel değerlerini feda etti. Müslümanlığını pazara çıkardı.