Mütevazi insanın pısırık, kendini beğenmişin özgüvenli insan olarak pazarlandığı bir dünyada bütün bildik değerler tersyüz olmuştur. Kadim geleneklerde tevazu bir istisna değil normdur ve her daim övgüye değer bir meziyettir.
Değiştiremediğim her kötülük karşısında kalbim hüzünle çarpar. Bir başkasının acısı, gücüm onu değiştirmeye yetmiyorsa, beni hayatın olağan neşesinden alıkoyar.
Uğruna yaşanacak ve ölünecek değerleri olmayan, hayatı kendi benliği ekseninde anlayan ve tanımlayan maddeci bir kuşak, bu tutumlarını cümle âleme ilan etmekte beis görmüyordu.
İnsanlar kendilerini iyinin mutlak savaşçıları, iyinin yagâne temsilcisi saymaya başlamışlarsa, hasım olarak gördükleri insan ve gruplara her türlü kötülüğü yapabilme hakkını kendilerine verirler.