📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gençlik! Hiçbir şeyi umursamazsın, evrenin tüm hazinelerine sahip sanki, hüzün bile avutur seni, keder bile yakışır sana, kendine güvenin ve pervasızlığın sonsuzdur; şöyle dersin: “Yalnız ben varım! Bakın!” Oysa günlerin iz bırakmadan çabucak, sen bir şey anlamadan geçer, yok okur, güneşte mum gibi erir, kar gibi... Ama senin güzelliğinin bütün sırrı belki herşeyi yapabilmekte değil de her şeyi yapabileceğini düşünmekte, belki başka alanlarda kullanmadığın gücünü rüzgara savurmakta, belki de birimizin kendini cidden savurgan saymasında, kendinde cidden “Zamanımı boşa harcamasaydım, neler yapardım!” deme hakkını görmesinde gizlidir...
(İlk Aşk)
“Ama ne yazık ki,” dedi, “günde kaç saatimi okumaya ayırabilirim ki? Toplam dört, bilemedin beş saat. Görüyorsunuz işte. Sabah sekizden akşam beşe kadar çalışıyorum. Buraya geleceğim anı bekliyorum çaresizce. ‘İn’ diyelim buraya, siz de uygun görürseniz; inime girmeyi ve akşam yemeği saati olan ona kadar keyifli bir zaman geçirmeyi iple çekiyorum.
Harf haritasında parıldayan yıldızlar vardı, bir gece içinde yayınevlerinin korunmasındaki rezil kitapları paraya dönüştüren, pazarlama taktikleriyle piyasaya sunulan, edebiyat ödülleri kazanan, romanları kepaze filmlere dönüştüren ve kitapçıların vitrinlerini süsleyen, sergilendikçe para üstüne para kazandıran eserlere ışık tutan yıldızlar. Ve tüm bunlar bir yazarın aşması gereken rengarenk bir savaş alanı gibi beliriveriyordu bar masalarında, üstelik yazı macerasında da değil; gerçi orada başlayanlar da oluyordu bu savaşa ama pek azı tamamlayabiliyordu. Editörler iyi kitapların yokluğundan, yazarlar büyük yayınevlerinin yayımladığı “bok” lardan şikayet ediyordu; öfkeli iddiaları, başarısızlıklarını haklı kılan mazeretleri, çaresizce hırsları vardı her birinin.