"Nideyim?" demişti Kalduk Hatun'a. " Bunlar beni bir sarı yılanın üstüne salar, sonra da yüz arşın öteden ısırmış mı, ısırdı mı, ısırır mı deyu Bolgan'ın göz camıyla bakarlar. Isırdıysa mesele yok, halime gülüşüp evlerine giderler. Fakat ısırmadıysa ne vakit ısıracak deyu mahşere dek beklerler. Bu işin kısası şudur ki, ahalinin maksadı gülüşmektir. Zati Bey üstlerine serâpâ çöğdürse gene gülüşmektir.
Meydanda, çeşme başında horoz da durdu, Hâce de. Başkarını kaldırıp bir urganla medrese kapısına asılmış cansız vücudu baktılar. Hâce besmele çekti; dua okumaya başladı. 'Her nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur,' diye mırıldanıyordu ki bilinci bir anda karmaşık oldu; ayetin devamını unuttuverdi. Dizlerinin bağı çözüldü; iki el iki ayak, hayvan gibi toprağa çöktü.
"Cebab-ı Rabbilâlemin, bu ne ola imdi?" diye söylendi...
"Hak teâlâ şol fakiri bir meydana saldı ki kispetim dar, heybetim dar, ha demeye kuvvetim dar. Eğri söze ne gerek? Zamâneyle güreş tutmak taşak isteye!
Hâce'nin defterinden"