Instagram'a geçen yazdan kalma bol gülüşlü tatil fotoğrafımızı koyardık. Hem keçileri kaçırdığımızın hem de daha güzel günlere inanmaya çalıştığımızın ispatıydı bu. Yani ihtimal hâlâ vardı. Tabii o ihtimali tutunmak için insana vidanjör operatörü serinliği lazımdı. Dışarısının foseptik çukuruna benzediğinin Ben de farkındaydım. Yine de dışarısı dışarısıydı işte. Hâlâ bir dışarısı vardı. Yüz metrelik koridorlarda yürümek ya da avluda pineklemek yerine, rüzgarı sırtımıza alıp uzun uzun koşabileceğimiz bir dışarısı. O özlememiş görünse de ben özlemiştim, yolun sonunu düşünmeden, rüzgarda yeleleri dalgalanan atlar gibi koşmayı.
Kafamdaki sesler sussun diye, açtım romanımı okumaya başladım....
Pek içimi açacak ferah feza bir mevzu sayılmazdı yani. Yine de televizyondan, gazeteden iyiydi; hiç değilse okuduklarıma roman deyip geçebiliyordum. Hoş bazen de geçemiyordum. Zaman mekan farkına rağmen, kafamdaki gayretkeş sesler, romandaki hayatla benim bildiğim hayat arasında bir rabıta buluveriyordu. O kadarına mani olamıyordum.