"Bağdat’ın takdire şayan bir şehir olduğu su götürmez. Ama bu dünyada hiçbir güzellik kalıcı değildir. Şehirler maneviyat sütunlarının üstünde ayakta durur. Sakinlerinin yüreklerini yansıtırlar, devasa aynalar gibi. Şayet ol yürekler kapanır ya da kararırsa, şehirler de cazibesini kaybeder. Böyle nice şehir soldu, daha nicesi solacak.”
Bizler ise okuyoruz ve bu okumalarımıza göre inanıyor, oy veriyor, tartışıyor, hafızamızı kaybediyor ve bugün dün söylediklerinin tam tersini dediklerini, dün yerden yere çaldıkları kişiyi bugün hararetle savunduklarını, en kötüsü de o aynı kişinin bu savunmayı gururla ve gayet kendinden memnun bir şekilde kabul ettiğini bir ahmak gibi şıp diye unutuveriyoruz.
Ofiste düşman yok; her gün birbirini gören, bazen aynı bazen farklı şeylere öfkelenen, şakalaşan, gülüşen, birbirlerine şikayetlerini anlatan, öfkelerini paylaşan, yönetimi üstünkörü de olsa çekiştiren, her gelen müdüre ise tek tek yağ çeken insanlar var. Bunun adına birlikte yaşam deniyor, ama birlikte yaşamın arkadaşlığı andırması ancak bir serap gibi olur. İtiraf ediyorum ki bunca yıllık ofis hayatımda Avellaneda benim ilk defa gerçekten muhabbet duyduğum kişi. Diğerlerinde ise gönüllüce seçilmemiş bir ilişkiyle, koşulların dayattığı bir bağla bağlı olmak gibi bir dezavantajlı bir durum söz konusu. Benim Muiioz'la, Mendez'le, Robledo'yla ne ortak yanım var ki? Buna rağmen zaman zaman beraber gülüyor, bir kadeh bir şey içiyor, birbirimize hoş görünüyoruz. Ama esasında her birimiz bir yabancıyız, çünkü bu tür yüzeysel ilişkilerde pek çok şeyden konuşulur ama bunların hicbiri hayati meseleler değildir, hiçbir hakikaten önemli ve belirleyici mevzu konuşulmaz. Bana kalırsa başka türlü bir yakınlığın önüne geçen şey iş. İş; yani bu devamlı sarf edilen çaba, bu bir tür uyuşturucu yahut zehirli gaz.
Pek çok beş yıllık dönem geçirdik ve hepsinde sakin olduk, tarafsız davrandık, ama tarafsızlık mazlum, kendi halinde bir tavır. Ne dünyayı değiştirmeye yarıyor ne de bunun gibi minicik bir ülkeyi. Tutku lazım, bangır bangır bir tutku yahut da bangır bangır düşünülmüş ya da bangır bangır yazılmış bir tutku. İnsanların kulağına yapışıp bağırmak lazım, çünkü sağır görünüşleri aslında bir tür nefsi müdafaa, korkakça ve hastalıklı bir nefsi müdafaa. İnsanları kendilerinden utandırabilmek lazım, bu nefsi müdafaalarını kişisel tiksinmeye dönüştürmek lazım. Uruguaylıların kendi pasifliklerinden tiksinmeye başladıkları gün, işe yarar bir şeye dönüştükleri gün olacak."