Sanki boşanan çiftin değil de iğneyi kendine batırarak başlayan hikayenin çok çarpıcı cümleleri mevcut. Hepimizin yaşadığı benzer duyguları zihnimizde canlandıran yazar kömives ve greiner’in hikayesini çocukluklarından başlayarak anlatıyor. Kitabın akışında bedensel ve ruhsal gelişimleri işlenirken diğer yanda 1900’lu yıllarında başındaki Macaristan’ın gündelik yaşantısına ve sınıfsal ayrımlarına dair de bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. İnsanın iç dünyasına yaptığı titiz gözlemler, ince sorgulamalar taşları yerinden oynatabilir. Bu anlamda rahatsız edici bile olabiliyor yer yer. Kusursuz karakterlerin asıl kusurlular olduğunu anlamamız çok da zor olmuyor. Hayatı boyunca ilkelerinden ödün vermeyen, siyasi görüşleri dolayısı ile sürgünde olan ve yaşamını 1989 yılında kendi elleri ile sonlandıran yazarı düşününce kendinizden parçalar bulmak azıcık ürkütmüyor değil.
"iki insanın kırıldığı anın fotoğrafını kim çekebilir?"