Düşük zekalı Charlie ile Algernon isimli bir deney faresinin ortak kaderinin anlatan bu eser gerçekten çok üst düzey bir tartışma konusunu ele alıyor.
Zekanın insan hayatına etkisini, sosyal zekanın yaşama katkısını ve zeka ile mutluluğun nasıl ters orantılı çalıştığını gözler önüne seriyor.
Charlie’nin gelişimine şahit olmak o saf masum duygu dünyasının zekası arttıkça aslında nasıl da diğer insanlar tarafından istismar edilmiş oldugunu görmek üzücü ve düşündürücü. Bir fırıncı çırağıyken onunla dalga geçenlerin Charlie’nin zekası geliştikçe onu nasıl anlaşılmaz ve tehdit olarak gördüklerini farketmek tam bir sosyal deney.
Charlie’yi geliştiren profesörlerin dahi zamanla yanında yetersiz kalması, zirveyi görüp tekrar aşağıya doğru gideceğini bilmek, geriye sarış sürecinin bilincinde olmak ve bu süreçte sürekli tv izlemesi, batıl inançlar, kitap okumaması gibi ayrıntılar ile bizim de ilerlemeyi bıraktığımız geriye sardığımız zamanları tokat gibi yüzümüze vuruyor.
Kitabın sonlarına yaklaştığınızda lütfen böyle bitmesin diyerek yavaş yavaş , sindire sindire hüzünleniyorsunuz.
Bende bir Forrest Gump etkisi yarattı, şiddetle tavsiye ederim.
Nevzat Başkomiser ve ekibi ile tanıştık ve çok sevdik:) Karanlıkta koşanlar dizisinin ilhamı sanırım bu kitaptı. Seviyoruz, istiyoruz devamı gelsin Nevzatlar Hercule Poirot aşkımızdan hep:)
Selim, Kenan ve Nihat'ın hikayesi olarak özetlenebilir. Ağırbaşlı aklı Selim, haylaz Kenan ve kararsız kral Nihat'ın, açacağı beyoğlu cinayetleri konulu fotograf sergisiyle ölümsüzleşmeyi düşünen Kenan'ın yüzünden bir cinayeti araştırmaları çerçevesinde gelişen olaylar zinciridir. Kitapta beyoğlu ve çevresi çok iyi incelenmiş. Tanıdık mekanların kitaba yansıması okuru olayın içine sokmasını kolaylaştırmış. Yazar yine değişik bir sonla da karşımızda.
Kadın kahraman! Başlarken zaten güven oyu alarak başladım. Zülfü Livaneli zaten cinsiyet ayrımı yapmaksızın o kadar iyi bir gözlemci ve bunu yazıya aktarabilen bir zat ki, kitap bu yönüyle de keyif veriyor. Hikaye kısımları başarılı, sürekli merak duygusunu güncel tutmuş.
Bilerek yaptı ise bile bir aşamada kadınların sıkışınca "ağabey, tarık, kerem ve ahmet hatta şoförleri kullanması" rahatsız etmedi değil.
Türkiye'de dul bir kadının yaşamaması gereken ama maalesef yaşatılan konulara değinmiş. Evlilik, giyim, iş hayatından aile hayatı...
Sadece bunlar değil elbet pek çok gerçekle yüzyüze gelip çok su yüzüne çıkmamış hadiselerle karşılaşıyorsunuz. Maya karakterine çok giremedim ama Max ve Nadia'nın hikayesi çok etkileyiciydi.
Gerçek olaylar olması okumayı kolaylaştırdığı gibi içselleştirmeyi de imkanlı kılıyor. Objektif olmak, bir taraftan bakmamak adına okunması gerekiyor. Biterken bir de Schubert - Seranede dinleyin, tavsiyedir.
Bence okuduğunuz kitaplarin baş karekterlerin cinsiyet ayrimindan uzak durursanız kitaptan daha cok zevk alirsiniz.. ilk cumlenizde sanki tum kitaplarin kadinlara karsi bi guvensizlik oldugunu dile getirmisiniz..
"Kadın" konusunu ele almak ve baş karakter olarak kullanmak maalesef çok karşılaştığım bir durum değil. Daha artması ve durum eşitlenince bu hassasiyetimin ortadan kalmasını ben de dilerim ama pek mümkün görünmüyor.