… onu oyalamayı, hayatın kıyısında tutmayı bıraktığı zaman, bir çeşit uyuşukluğa gömülüyordu; ne hülyalara dalma ne de kedere gark olma haliydi bu, daha ziyade anlaşılması zor bir durum değişikliğiydi, sanki ruhunun birazı bedeninden dışarı sızıyor ve boşlukta buharlaşıyordu. 
Gittikçe bir yabancıya dönüştüğümü, gerçek hayatımın benim geçmişimde olduğunu hissediyorum… Öyleyse… Niye devam edeyim? Sizin için, herkes için ölüm yaşamın zıttı… Ama benim için… 
Umutsuzluğun hep sürüp gitmediğini bilmeli (acaba gerçekten sonu var mıdır umutsuzluğun?); sevginin de sürüp gitmediğini bilmeli (ama işte, sırf sevgi sürüp gitmediği için, umutsuzluk sürüp gidiyor ölüme dek).