Yediklerimiz ve içtiklerimiz bozulursa nesillerimiz bozulur çünkü insan, yediklerinin ve içtiklerinin yansımasıdır.
Helal yemeyen bir insan, helal davranabilir mi? Davranamaz. Genetiği bozulmuş ve birçok şüpheli olan gıdaları yiyen bir insanın da duygularını selim bir şekilde işleyebilmesi mümkün değildir.
İmam demek, Hz. Musa’nın (a.s.) annesi gibi anneler… Aslında imam demek, ana yürekli adam demektir.
Eğer işin içinde maaş olmasaydı, Hz. Musa’nın (a.s.) annesi çocuğunu emzirmeyecek miydi? Emzirecekti.
Peki maaş olmasaydı, imamlık yapan o kardeşimiz namaz kılmayacak mıydı, namaz kıldırmayacak mıydı? Kılacaktı, kıldıracaktı.
Dine hizmet etmeyecek miydi? Edecekti.
Aslında, bu kardeşimizin tüm bunları yapmasına rağmen maaş alması, Allah’ın ona iki ikramıdır. Midesiyle ruhunu aynı yerde doyurmuştur ve bu, ikram üstü bir ikramdır. Eğer Allah, insanın hem ruh midesini hem de karın midesini aynı yerden doyuruyorsa, bu çok büyük bir nimettir.
İşte o nimetin adıdır, Hz. Musa’ya anne olmak…
Bu yüzden imamlarımız, müezzinlerimiz, hizmet için gayret eden bütün kardeşlerimiz böyle bir konumdadırlar; yani Hz. Musa’nın annesi olma gibi bir konuma sahiptirler.
“Müslümanın işi takdir ve hayrete değer. Çünkü işinin hepsi onun için hayırlıdır. Zira başına sevinilecek bir iş gelirse şükreder, bu ise onun için hayırlıdır. Başına bela gelirse sabreder, bu da onun için hayırlıdır.”
-Buharî