"Neden böyle yaşadı sanki, bol bol yetip de artacak parası varken?" diye haykırdı.
Clara yumuşak sesle, "Başka hiçbir şeysi yoktu da ondan," diye karşılık verdi.
Günlerden bir gün koca Pedro Garcia, Blanca'yla Pedro Tercero'ya, her gece kümese girerek yumurta çalıp civciv yiyen tilkiyle ona karşı güçbirliği yapan tavukların öyküsünü anlattı. Tavuklar tilkinin zorbalığından bıkmışlardı. Toplanıp onu beklemiş ve kümese girdiğinde yolunu kesip çevresini alarak daha o ne olduğunu anlamadan gagalaya gagalaya öldüreyazmışlardı onu.
İhtiyar öyküsünü, "Tilki kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçmış, bütün tavuklar da onu kovalamışlar," diye bitirdi.
Blanca öyküye güldü ve bunun olamayacağını, çünkü tavukların doğuştan aptal ve zayıf, tilkilerinse doğuştan kurnaz ve güçlü olduklarını ileri sürdü, ama Pedro Tercero gülmedi. Bütün o akşamı tilkiyle tavukların öyküsünü düşünerek dalgın geçirdi.
Daha doğrusu savaş, bilimsel buluşlar, endüstrinin ilerlemesi, altının fiyatı ya da moda dünyasındaki en son çılgınlıklar umurlarında bile değildi. Bunlar, yaşantılarının darlığını değiştirmekte hiçbir etkisi olmayan peri masallarıydı. Bu ilgisiz dinleyiciler için radyodaki haberler kendi dünyalarının dışında şeylerdi.