Televizyona ilk çıkan pop şarkıcısı Erol Büyükburç oldu. Çok hareketli bir şarkıcıydı. Takım elbise ve ince kravatla müzik hayatına başlamış, 70’lerde giyim kuşam anlayışının değişmesiyle birlikte, Elvis Presley’in giyimini andıran yeni bir imajla hayranlarının karşısına çıkmıştı. Deri, süet ya da parlak kumaştan yapılmış, dar, püsküllü, kimi zaman taşlı, pullu gösterişli giysiler giyerdi. Şovmendi. Siyah saçlarının önlerini uzatıp hafif kabartarak arkaya tarardı. O zamanlarda da ses getirecek demeçler vermekten çekinmezdi.
Nükhet Duru da zamanın starlarından biriydi. İspanyolları andırıyordu, bugün olduğu gibi hayat doluydu, canlıydı, güzel dans ediyordu. Ali Kocatepe’nin bestelediği bir dizi şarkı söyledi. Bunlardan birkaçı Sabahattin Ali’nin şiirlerinden bestelenen Ben sana vurgunum, Melankoli, Çakır idi. Onun da hareketli bir aşk hayatı oldu, magazin basınının gündeminden düşmedi.
Nilüfer o yıllarda çok gençti. Masum bir görünüşü vardı. Doğal ve rahattı. Çok varlıklı, sanayici bir ailenin kızı olduğu söyleniyor, paradan çok kariyerine önem verdiği konuşuluyor ve takdir ediliyordu. Güçlü sesi hemen dikkati çekmiş, çabuk tanınmıştı. O da aranjman söylüyordu. “Atlıkarınca dönüyor, dönüyor/Dünya durmadan dönüyor, dönüyor/Yalnız dönmeyen bana sensin…”, “Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya/Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya…” şeklinde sözleri olan şarkıları dillerden düşmedi.
Bir gecede şöhret olmanın iyi örneklerinden biri Sezen Aksu oldu. Çok dar bir kitle tarafından tanınan Sezen Aksu, ilk kez sanırım bir yılbaşı gecesi televizyona çıkmıştı. Ertesi gün bütün Türkiye tarafından tanınıyordu. Sallantılı küpeleri ve topuzu vardı. Saçları kâküllüydü. “Altın gümüş pırlanta/Zümrüt, sedef, yakutla/Kim mutlu olmuş dünyada?” şeklinde sözleri olan bir şarkı söyledi. Bu şarkının nakaratında hep aynı yerde ve aynı biçimde bir gözünü kırpıyordu. Şarkısı fena değildi. Sempatikti, sıcaktı, hareketleri rahat ve içtendi.