“Dürüst bir şekilde yazmak için, bildiklerimiz yeterli değil, hayata dair bilmediğimiz çok şey var; bu ister kendi hayatımız olsun, ister annenizin ya da ünlü birinin hayatı. Bir olayı, bir krizi, bir başka kültürü anlatabilmek için o karanlık bölgelere, tarihin o gecelerine, bilinmeyenin mekanlarına tekrar tekrar girip çıkmak gerekiyor. Çok temel konularda, hiçbir zaman çözemeyeceğimiz gizemler var. Bize bilginin sınırlı olduğu söyleniyor; bir bakıma, bildiğimizi zannettiğimiz şeyler bile, aslında, gerçek bilgiye ulaşmanın imkansız olduğu noktada başkalarının ortaya attığı düşünceler “veya duygulardan ibaret.
Yaşadığımız dönemde tanıklık ettiklerimizden çok farklı bir dokusu ve refleksleri olan bir toplumda yaşamış ve çoktan ölmüş bir insanı bırakın, biz kendi hakkımızda bile pek çok şeyi bilmiyoruz. Kendimizi kandırarak nihai bilgiye sahip olduğumuza inandığımızda, bilmediğimiz gerçeğin yerini sahte bir bilmişlikle yaptığımız tahminler alıyor. ”