sonra o sınırı aşacak bir gücüm olsaydı keşke dedim; kalabalık dünyaya ulaşsam, kasabalara, duyduğum ama hiç görmediğim cıvıl cıvıl yörelere; sonra sahip olduğumdan daha fazla hayat deneyimim olmasını arzuladım; kendi sınıfımdan olanlarla daha çok bir araya gelseydim, burada, yakınımda olan insanlar arasından daha çeşitli kişileri tanısaydım. Mrs. Fairfax’in iyi yanlarına değer veriyordum, Adèle’nin de; ama daha farklı ve daha güçlü iyiliklerin var olduğuna inanıyordum, inandığım şeyi de görmek istiyordum.
Kim suçluyor beni? Pek çok kişi, kuşkusuz, ve benim için huysuz diyecekler. Elimde değildi: Huzursuzluk doğamda vardı, bazen altüst oluyor, acı çekiyordum…
Hiçbir erkeğe yaltaklık etmeme de gerek yok; bana verecek bir şeyi yok onların. Böylece, belli belirsiz, insan ırkının öbür yarısına karşı yeni bir tutum geliştirdiğimi fark ettim. Bir sınıfı ya da bir cinsi tümüyle suçlamak saçmaydı. İnsan kitleleri hiçbir zaman yaptıklarından sorumlu değildiler. Kontrolleri dışındaki içgüdüleri yönlendirir onları. Bilge kişiler de, profesörler de sayısız güçlükle karşı karşıyaydılar, aşmaları gereken korkunç engeller vardı. Onların eğitimi de bazı bakımlardan benimki gibi eksikti. Onlarda da bendeki kadar büyük arızalar bırakmıştı. Doğru, para ve güç sahibiydiler, ama bunun bedeli göğüslerinde besledikleri bir kartal, bir yırtıcı kuş olmuştu, o da karaciğerlerini parçalıyor, akciğerlerini didikliyordu – sahip olma dürtüsü, elde etme hırsıydı bu, sürekli başkalarının arazilerinde ve mallarında gözlerinin olmasına neden oluyordu; sınır çizip bayrak dikmelerine; savaş gemileri ve zehirli gazlara; kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatlarını feda etmelerine.
Persons of high self-esteem are not driven to make themselves superior to others; they do not seek to prove their value by measuring themselves against a comparative standard. Their joy is being who they are, not in being better than someone else.