Anlatmayı seviyordu.
Sordum,anlattı...
Sorduğum her soruya uzun uzun yanıtlar verdi.
Sorduğu her soruya önce biraz çekinerek sonra uzun uzun yanıtlar verdim.
'Sütlü kahve içenle sade kahve içen arasındaki farkı bilir misiniz?' dediği sırada ben beyaz tişörtündeki resme bakıyordum.
''Bilmiyorum'' dedim.
''Sade kahve içenler artık evden kopmuş demektir. Daha doğru bir ifadeyle bir eve ihtiyaçları yoktur. Yaşadıkları herhangi bir yeri ev olarak benimseyip mutlu mesut yaşamaya devam ederler. Yıllarca bir otel odasında yaşayabilir, örneğin. Ama sütlü kahve içenler hep bir ev ararlar. Evlerinden bir iki gün ayrı kalsalar, hemen bir mutsuza dönüşürler.
Bu iki sıradan zavallıyı, bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları ve yaşattıkları aşklarıydı. İşte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. Ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?