Zeka, güzellik, adalet, sevgi, özgürlük gibi şeyler ölçülemez ve kıyaslanamaz. Onlar ancak, tanımlanmadıkları ve
standartlaştırılmadıkları ölçüde var olabilirler. Bunların tanımını yapma girişimi bile, kavramın ihlal edilmesi demektir. Bir kez tanımlandıktan sonra, zeka donuklaşır, güzellik esinleyici olmaktan çıkar, sevgi tüketilmiş olur, adaletin
doğrulanması gerekir, özgürlük ise tanımlanmış biçiminin
dışında var olmaktan çıkıverir.
Seçmek, bir yere ait
olmak demektir. Ait olmakla da dostluklar kazanınz. Aksi halde toplum dışına itilmiş oluruz.
Ama seçmekle ve ait olmakla da, kendimizi inceleme ve
bir perspektif sahibi olma şansından yoksun kalırız. Ait olmak yüzünden, kendi portremizi yapma yeteneğimizi yitiririz.
Ayrıca, bir karara varmakla da iş bitmez. Birçoğumuz, doğru karara varıp varmadığımızı düşünür ve durumu yeniden ele alırız. Bu açmaz yüzünden bu kez
de başka bir stresle karşı karşıya kalınz; çünkü bize, taraf değiştirmenin kötü olduğu ve güçlü bir insanın verdiği kararda
direnmesi gerektiği öğretilmiştir. Ayrıca, hoşnutsuzluğumuza rağmen, sırf yeni bir stresten kaçınmak için yaptığımız seçime bağlı kaldığımız da çok olur. Neden bütün bunlar? Kararlar ve seçimlerin, doğru tarafta yer almanın, geleceğimiz,
mutluluğumuz, servetimiz ve gücümüz üzerinde kritik rol
oynadığını öğrenmişizdir de ondan.