Eylül

Eylül
@Eylul211
Seninle tanışmak kaderdi belki, Ama sana aşık olmak Kalbimin en güzel kararıydı… “İYİKİM”
Ezan okunuyor ve ben senden bi haberim. Gözlerimde uyku yok aklımsa sende.. Bi haber etsen, İyiyim desen keşke..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir gün ben ölürsem, söyle herkese ardımdan büyük cümleler kurmasınlar. Ne kadar güçlüydü demesinler mesela. Çünkü beni en iyi sen bilirsin; ben güçlü değilim. Sandıkları kadar sandığım kadar güçlü değilim.. Beni güçlü kılan tek şey seni seviyor oluşum ve bunu senden başka kimseler bilmiyor.. İnsan sevdiği zaman dayanıyor bazı şeylere. Dedim ya benim bütün gücüm de biraz sensin zaten. Ama olur da senden önce ölürsem, mezarıma papatyalar bırak. Çünkü benim gözümde papatyalar sana benzer. Kalabalık değillerdir ama senin gibi insanın içini güzelleştirirler. Senin gibi sessizler ama tıpkı sen gibi umut verirler onu sevenlere.. Senin bana verdiğim o dünyaları önüme seren umudun gibi... Olursa senden önce ölürsem; Otur baş ucumda biraz. Bana beni anlatma. Ben kendimi bilirim. Bana seni anlat. O gün neler yaptığını anlat. Hangi kitabı okuduğunu, hangi şarkıya denk geldiğini, kahveni nasıl içtiğini anlat. Çünkü ben bu hayatta en çok seni dinlemeyi seviyorum. Belki de korkum ölüm değil biliyor musun? Benim korkum, sana doyamadan gitme korkusu.. Neden diye sorarsan seni bu kadar severken sana doyamadığımdan derim.. Sesini duyuyorum ama doyamıyorum. Sana sarılıyorum ama doyamıyorum. Gözlerine bakabiliyorum ama doyamıyorum.
Pencere önü çiçeğimsin sen…🪴 Bilirsin pencere önü çiçekleri başka güzel olur. Bir evin ruhunu taşırlar sanki; renkleriyle, kokularıyla, verdikleri huzurla… Ben en çok adalarda sevmiştim onları. Bir gün dar bir sokakta yürürken gözüme ilişmişti yaşlı bir teyzenin evi… Pencereleri, balkonları, kapısının önü rengârenk çiçeklerle doluydu. Öyle güzeldi ki resim çekerken bahçedeymiş, görmedim. İnsan burada yaşlanmaz ki dedim. Beni duymuş olmalı ki tebessüm ederek, Yaşlanıyor oğlum, yaşlanıyor… Zaman geçiyor. demişti. Ben de gönlünü hoş etmek isteyip, Yok teyze, maşallah hiç yaşlı görünmüyorsunuz demiştim. Eşi yadigar bırakmış o evi ona. Buraları bırakıp başka yerde yaşayamam demişti. Kışın biraz soğuk oluyormuş ama doğalgaz geldikten sonra rahatlamışlar. Bayırlardan şikayetçiydi biraz ama kendini bildi bileli o sokaklarda yaşamış. Gitmem hiçbir yere diyordu. Sonra çiçeklerini sordum. Bu kadar çiçeğin bakımı zor olmuyor mu? diye. Çiçeklerine bakıp, bu yaştan sonra en keyif aldığım şey bunlar demişti. Onlarla uğraşmak, altlarında oturup çayını kahvesini içmek huzur veriyormuş. Osmanlı zamanında evlerin önünden pencere önü çiçekleri eksik olmazmış. Hatta her çiçeğin bir anlamı varmış. Pencerede sarı çiçek varsa, Evde hastamız var, biraz sessiz olun demekmiş. Kırmızı çiçek varsa, Evde evlilik çağında bir kızımız var anlamına gelirmiş. İnsanlar bunu bilir, ona göre davranırmış. Şimdi pek kalmamış bunlar…
Bazı sabahlar var, Uyanmak istemediğim, Herkesten ve her şeyden kaçtığım sabahlar. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, içinde büyümeyen o çocuğun yarasını bazı zamanlarda daha da çok kanatıyor.. Bayram sabahları.. Sabah bayram namazına giden bir babanın tütün kokan ellerini öpüp erkenden bayramlaştığımız, namazdan sonra gelince hazır olsun diye çocuk halimle anneme yardım edip hazırladığımız bayram kahvaltısı.. Onca yokluğa rağmen kıyıya köşeye üç bel kuruş bırakıp kurban parasını denkleştirip bi sene annem için bir sene kendi için kesilen kurbanlar.. Kahkahalarım yükseldiği bayram sabahları.. En eski kıyafetlerini giyer normalde insanlar kurban keserken kan olur diye; ama babam tiril tiril üstüyle namaza gider sonra kepçenin dibinde hazırladığı yerde şehadetlerle tek başına o koca hayvanı hak yolunda keserdi.. Korkardık bakamazdık ama yanından da ayrılmazdık.. Elini keserse diye yüreğim hop oturur hop kalkardı, hisseder gibi birde dönüp korkma kızım hiç bir şey olmaz Allahın izniyle deyip burnumun ucuna kestiği kurbanın kanını dokundururdu.. Allah korurmuş, hak yolunda kesilen kurban o evin kalkanıymış.. Kazadan beladan korurmus.. Saçlarım upuzun eğilince salınırdı her yana her bayram örerdim o yüzden sağ sola dolanmasın diye ama babam açmamı isterdi çok severdi saçlarımı.. Akşama kadar uğraşır sonra da bi güzel mangalımızı yakardık.. Sofrada öyle görkemli yiyecekler olmazdı ama dedim ya onca yokluğa rağmen mutluyduk biz o bayramlarda.. Bi fotoğraf makinam vardı annem temizliğe gidip almıştı heves ediyorum diye para biriktirdik öyle aldık dedik babama söyleyemedik annemin temizliğe gittiğini kızardı çünkü. Kuru etmek yerdik ama bize kimseye boyun eğdirmezdi o kadar da güçlü dururdu. Hiç ağladığını görmedim babamın. Ama son zamanlarda bir şeyler ters gidiyordu
Benim en güzel hissim! Bir bayrama daha senin sevgini kalbimde taşıyarak giriyorum. İnsan bazı duyguları anlatmakta zorlanır ya, işte senin bendeki yerin tam olarak öyle… Ne kadar yazsam da, ne kadar anlatsam da sana karşı hissettiklerimin tamamını kelimelere sığdıramıyorum. Yetiremiyorum sevgimi dilimize çevirmeye. Sen benim sadece sevdiğim biri değil, huzur bulduğum limanım, geleceğini hayal ettiğim en güzel insansın. Bizim oralarda kıymetlendirmek için gözümün nuru derler, Gözümün nurusun! Gözümdeki en kıymetlimsin. Hangi kalabalığın içinde olursam olayım, Huzuru hep senin yanında bulacağım. Bugün herkesin sevdiklerine sarılma günü, Uzaklıkların yakın edildiği, Mesafelerin gönüllerde kısaldığı gün. Sensiz geçirdiğim ikinci bayram, Ne kadar uzağında kalsam da, Uzaklıkları yakın ediyorum bugün, Kalbim yine hemen yanı başında.. Birlikte geçireceğimiz nice bayramlarımız olsun sevgilim, Elini tuttuğum, Gözlerine baktığım, Aynı sofrada oturup aynı mutluluğu paylaştığımız günler çok uzak olmasın.. Sabah aynı evde uyanıp, Bayramın kutlu olsun canımın içi diyebilmeyi, Bayram sabahında saçlarını tarayabilmeyi, Sen hazırlanırken seni izlemeyi, Birlikte kahvaltı etmeyi,