Eyyüp Taş

Hakikat, söze sığmaz; kalbe doğar.
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2021 13:26
İmam Gazali’nin Hakikatler Kitabı, insanın iç dünyasına yönelen bir yolculuğun rehberidir. Gazali, bu eserinde dış dünyanın karmaşasından sıyrılıp kalbin hakikatine inmeyi öğütler. Ona göre insanın en büyük cehaleti, kendini bilmemesidir. “Nefsini tanıyan, Rabbini tanır” sözü, kitabın bütün özünü özetler. Gazali, ilmi sadece bilgi yığını olarak değil; kalbi aydınlatan bir ışık olarak görür. “İlim, amelle birleşmedikçe kişiyi aydınlatmaz; aksine gurura sürükler” derken, bilgeliğin ahlakla, bilginin teslimiyetle anlam bulduğunu anlatır. Kitap boyunca insanın nefsine, tutkularına ve kalbini karartan perdelerine dikkat çeker. Hakikati arayanın önce kendini terbiye etmesi gerektiğini söyler. “İnsan kalbini arındırmadıkça, ne hakikati işitebilir ne de ona yaklaşabilir” diyerek, içsel arınmayı tüm hakikat arayışlarının temeli olarak sunar. Gazali’nin dili hem sarsıcı hem şefkatlidir; okuyucuya kendi benliğiyle yüzleşmeyi öğretirken, aynı zamanda ilahi bir huzura çağırır. Sonunda anlarız ki Hakikatler Kitabı, sadece okunacak değil, yaşanacak bir eserdir. Çünkü Gazali’ye göre “Hakikat, söze sığmaz; kalbe doğar.
Hakikatler Kitabıİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 2017337 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mayası acı olan ağacı cennet bahçesine de eksen, sonsuzluk ırmağından da sulasan, kökünü bal ve saf sütle de beslesen; sonunda özünü üretecek, yine o acı meyveyi verecektir. Bal ile tatlı olacağını düşünme! Özünde acı olan ağaca yağlı ve tatlı bir şeyler versen bile... Yine o acı meyve ortaya çıkar ! Yağlı ve tatlı meyve ortaya çıkmaz ! Mayası tutmayan yoğurtan ayran, mayası bozuk insandan dost olmaz.
1000Kitap
Öz'de Kalmak
Başkaları için sürdürülmüş hayatlar bizi biz kılmaz; fakat yalnızca kendi varlığımız uğruna yaşamak da bencilce bir kapana dönüşür. İnsan, kendini aşan bir ilkeye, bir metafizik zemine yaslandığında, işte o vakit hayat anlam kazanır. Zira hakiki özgürlük, insanın aklına gelen her şeyi yapabilmesi değil; kendisini aşkın değerlere teslim edebilmesidir. Özgürlük, sınırsız bir kudret yahut her ihtimali gerçekleştirme imkânı değildir. Bu zaten imkânsızdır. İnsan her şeyi yapamaz. Uçmayı arzularsın, ama kanatlar kuşa bahşedilmiştir. Denizlerin altında saatlerce nefes almak istersin, ama bu nitelik balığa verilmiştir. Çitanın işitmesi, kartalın görmesi, yahut bazı hayvanların koklama kudreti insanda olsaydı, biz artık insan olmazdık. Allah’ın insana bahşettiği ölçünün ardında da bir hikmet vardır. Mesele, verilmiş olanı hikmete uygun biçimde kullanabilmektir. Sınırların bilincinde olmak, onların içinde kendi varlığını inşa edebilmektir. İşte bu perspektiften bakıldığında, “anı yaşamak” basit bir haz arayışı değil, varoluşun her nefesini idrak edebilme kudretidir. Bunun için odaklanmak, dışarıdan gelen dağınık uyarılara karşı kendini koruyabilmek gerekir. Fakat bu, dünyaya kapanmak değildir. Asıl olan; hangi şeyin ne kadar içimize girmesine izin vereceğimize dair bir tasavvur, bir iç düzen kurabilmektir. Zira kendini koruma saikiyle bütünüyle içe kapanan kişi, yavaş yavaş fosilleşir. Öte yandan, tüm sınırlarını kaldırıp kendini bütünüyle dünyaya açan da özünden uzaklaşır. Hakikat, bu iki uç arasında bir denge kurabilmektir. İnsan, ne kendini tamamen kapatarak ne de tüm hudutlarını aşarak var olabilir. Biz ancak bu dengeyi muhafaza ettiğimiz ölçüde “kendimiz” kalır ve gerçekten anı yaşayabiliriz.
Düşünce
Eğer ahlâk değişmeyecek olsaydı, o zaman nasihatlerin, öğütlerin ve edep kazandırıcı şeylerin bir anlamı kalmazdı. Ve yine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Ahlâkınızı güzelleştirin!’ demezdi. Hayvanların bile huylarının değişmesi mümkünken, Âdemoğlu hakkında bunun olması nasıl inkâr edilebilir ki? Evet, ‘değiştirin’ buyurmuyor, ‘güzelleştirin’ diye buyuruyor Efendimiz. Mizaç değiştirilemez; fakat artı ya da eksiye yönlendirilebilir. Ya gözlemleyip anlayarak ya da olaylar yaşayarak öğreniyoruz. Akıllı kişi, kendi yaşamadan başkasının yaşadığından ders çıkarır, der Mevlânâ. ‘Ben böyleyim, kabul edersen et’ diyen insan, nefsini terbiye etmekten acizdir ve nefsin yularında geziyordur. Başka bir açıklaması da yoktur.
1000Kitap
Unutmamalıyız ki, hayatta karşılaştığımız her insan ve yaşadığımız her olay bir imtihandır. Bazen biz onun imtihanı oluruz, bazen de o bizim. Herkes ve her şey, bizi mutlaka bir yöne doğru götürür. Mevlânâ’nın da dediği gibi; "Olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara."
1000k