Eskiden çok kitap okursam her şeyi çözeceğimi, zihnimin berraklaşacağını düşünürdüm. Gecelerce okur, notlar alırdım. Ama zihnimdeki karmaşa hiç bitmedi; ta ki İmam Gazali’nin bilgiyi 'istiflemek' ile 'hazmetmek' arasındaki o ince çizgiyi nasıl çizdiğini görene kadar. Gazali, Nizamiye Medresesi’nde zirvedeyken bir şeyi fark etti: Kelimeler zihnini dolduruyor ama ruhunu ağırlaştırıyordu. Bu uyanış onu her şeyi terk edip bir inzivaya sürükledi. Çünkü biliyordu ki; yaşanmayan bilgi, kalbe inen bir nur değil, sırtta taşınan bir yüktür. İmam Gazali’ye göre ilk kural şudur: "İlim, sadece malumat yığını değildir." Eğer okuduğun her yeni cümle seni daha kibirli, daha üstenci birine dönüştürüyorsa; o bilgi senin için bir şifa değil, hastalıktır. Hakiki ilim, insanı hayrete ve sonsuz bir tevazuya düşürmelidir. "İlim ameli çağırdığında icabet ederse kalır, etmezse göçüp gider." Gazali’nin bu sözü, zihinsel karmaşamızın anahtarıdır. Hayatına dokunmayan, karakterini düzeltmeyen ve seni harekete geçirmeyen her cümle, zihninde sadece yer işgal eden ve kafa karıştıran birer çöptür. Zihnimiz neden bu kadar dağınık? Çünkü Gazali'nin deyimiyle biz bilgiyi "kendimizi inşa etmek" için değil, "başkalarına galip gelmek" için topluyoruz. Bilgiyi bir silah olarak kullandığımızda, onun dinginleştirici ve ruhu besleyici yanını tamamen devre dışı bırakıyoruz. Gazali zihni bir aynaya benzetir. Eğer ayna hırs, dünya sevgisi ve gösteriş tozuyla kaplıysa; üzerine ne kadar kitap okursan oku (ışık tutarsan tut), o ışık geri yansımaz. Zihnin berraklaşması için yeni bir şeyler okumadan önce, aynadaki o kadim tozları silmek gerekir. "Çok okumak zekayı, az ama derin düşünmek ruhu parlatır." Gazali, okumayı bir amaç değil, bir araç olarak konumlandırır. Eğer araçta (kitapta) takılıp kalırsanız, asla menzile