Eyyüp Taş

Eskiden çok kitap okursam her şeyi çözeceğimi, zihnimin berraklaşacağını düşünürdüm. Gecelerce okur, notlar alırdım. Ama zihnimdeki karmaşa hiç bitmedi; ta ki İmam Gazali’nin bilgiyi 'istiflemek' ile 'hazmetmek' arasındaki o ince çizgiyi nasıl çizdiğini görene kadar. Gazali, Nizamiye Medresesi’nde zirvedeyken bir şeyi fark etti: Kelimeler zihnini dolduruyor ama ruhunu ağırlaştırıyordu. Bu uyanış onu her şeyi terk edip bir inzivaya sürükledi. Çünkü biliyordu ki; yaşanmayan bilgi, kalbe inen bir nur değil, sırtta taşınan bir yüktür. İmam Gazali’ye göre ilk kural şudur: "İlim, sadece malumat yığını değildir." Eğer okuduğun her yeni cümle seni daha kibirli, daha üstenci birine dönüştürüyorsa; o bilgi senin için bir şifa değil, hastalıktır. Hakiki ilim, insanı hayrete ve sonsuz bir tevazuya düşürmelidir. "İlim ameli çağırdığında icabet ederse kalır, etmezse göçüp gider." Gazali’nin bu sözü, zihinsel karmaşamızın anahtarıdır. Hayatına dokunmayan, karakterini düzeltmeyen ve seni harekete geçirmeyen her cümle, zihninde sadece yer işgal eden ve kafa karıştıran birer çöptür. Zihnimiz neden bu kadar dağınık? Çünkü Gazali'nin deyimiyle biz bilgiyi "kendimizi inşa etmek" için değil, "başkalarına galip gelmek" için topluyoruz. Bilgiyi bir silah olarak kullandığımızda, onun dinginleştirici ve ruhu besleyici yanını tamamen devre dışı bırakıyoruz. Gazali zihni bir aynaya benzetir. Eğer ayna hırs, dünya sevgisi ve gösteriş tozuyla kaplıysa; üzerine ne kadar kitap okursan oku (ışık tutarsan tut), o ışık geri yansımaz. Zihnin berraklaşması için yeni bir şeyler okumadan önce, aynadaki o kadim tozları silmek gerekir. "Çok okumak zekayı, az ama derin düşünmek ruhu parlatır." Gazali, okumayı bir amaç değil, bir araç olarak konumlandırır. Eğer araçta (kitapta) takılıp kalırsanız, asla menzile
Duygu ve Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Tolstoy der ki : “Herkes dünyanın kötüye gittiğini söylüyor ama kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmiyor.” Bugün herkes dünyanın daha yozlaşmış, daha saygısız ve daha huzursuz bir yer haline geldiğinden şikâyet ediyor. Ama nedense kimse bu büyük tablonun küçük bir parçası olan kendi tutumlarını sorgulamaya yanaşmıyor. Dünyanın kötüye gittiğini söylemek, insanın kendini sorumluluktan uzak tuttuğu rahat bir sığınak gibi geliyor. Oysa dünya dışarıdan yönetilen ayrı bir düzen değil; her birimizin seçimleriyle, sözleriyle ve davranışlarıyla şekilleniyor. İnsan kendi hatalarını görmezden gelip değişimi yalnız başkalarından bekledikçe, eleştirdiği o karanlığın bir parçası olmaya devam ediyor. Belki de gerçek değişim, kalabalıkları yargılamadan önce aynaya bakabilmekle başlıyor. Çünkü dünya dediğimiz şey aslında biziz; düzelmesini istediğimiz ne varsa, önce kendi içimizde başlatmak zorundayız.
Alıntı
Adalet
Vaktiyle bir adam, Müslüman mezarlığına ölü bir köpek gömer. Bunu görenler hayrete düşer ve durumu dönemin Kadısı’na şikâyet ederler. Kadı, adamı huzuruna çağırır ve sorar: “Bu yaptığının sebebi nedir?” Adam sükûnetle cevap verir: “Doğrudur, bunu ben yaptım. Çünkü köpek bana böyle vasiyet etmişti. Ben de vasiyetini yerine getirdim.” Bu cevap Kadı’yı öfkelendirir. Kaşları çatılır, sesi sertleşir: “Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun efendi?” Adam başını kaldırır ve sakince ekler: “Hayır efendim… Aynı zamanda Kadı’ya da on bin dirhem vermemi vasiyet etti.” Bu söz üzerine mecliste kısa bir sessizlik olur. Kadı’nın yüzü bir anda değişir. Az önceki sertlik yerini yumuşak bir ifadeye bırakır. Ve şöyle der: “Rahmetli köpeğin ölümü bizi ziyadesiyle üzdü.” Orada bulunanlar bu ani değişime hayret eder. Bakışlar Kadı’ya çevrilir. Kadı, bu bakışları fark edince kendince bir açıklama yapar: “Bu durum sizi şaşırtmasın. Bu köpeğin geçmişini araştırdım. Onun, Ashab-ı Kehf’in köpeği Kıtmir’in soyundan geldiğini keşfettim.” Ardından tarihe kazınacak şu sözü söyler: “Kadı’yı satın aldığın gün adalet ölür;
Düşünce
Meftun
Cennetin neresinde büyüdün sen, kadın? Hangi kutsal varlığı saklıyor varlığın? İsteği, ihtişamınla beni mest etmek mi? Güzellik üfleyerek ruhunu yaratanın? Hangi melek dokundu da teninin sırrına, Hangi dua çözüldü bakışlarının ardına? Bir ses mi fısıldadı seni zamanın koynundan, Yoksa kader mi seçti beni senin karşılığına? Kadın… sen hangi esrarlı bahçenin çiçeğisin? Hangi lütfun, hangi sırların gölgesindesin? Sen geçtikçe ruhumun içinden bir rüzgâr, Ben, varlığınla var olmak için yeniden diriliştesin
Şiir
Bir insanın seni sevmesi güzel olabilir, evet. Ama senin kendini anlaman… Bu, bir ömürlük devrimdir.
1000Kitap