Gazâlî, insanın en büyük yenilgisini dışarıda değil, içinde arar. Kendini Aldatan İnsan’da öyle bir aynayı tutar ki, insan okudukça değil, kendi içine baktıkça ürperir. Çünkü bu kitap bize “aldatılmak”tan çok, “kendini aldatmanın" ne kadar sessiz ve sinsi bir yıkım olduğunu hatırlatır.
Gazâlî der ki: “Kendisini aldatmadan başkasını aldatamaz insan.” Bu söz, kitabın merkezinde duran çıplak bir gerçektir. İnsan bazen kendi vicdanının sesini bastırarak yaşar; bunu da akılla, inançla ya da bahanelerle süsler.
Oysa Gazâlî, tüm bu süslerin ardındaki çıplak gerçeği gösterir: insan, en çok kendisine yalan söyler. Bir başka yerde şöyle der: “Gurur, kalbin körlüğüdür; kişi, kendi nefsini tanımadığı sürece Rabbini de tanıyamaz.” Gazâlî, özellikle “gurur” bahsinde insanın içindeki gizli zehri ifşa eder. Kimi zaman bilgiyle, kimi zaman ibadetle, kimi zaman başarıyla beslenen bu gurur, hakikatin üzerini örten en kalın perdedir.
Her sayfada bir iç hesaplaşmanın kapısı aralanır. Satır aralarından şu fısıltı duyulur adeta: “Kendini ikna eden insan, hakikatten uzaklaşır.” Ve bu fark ediş, bir tokat gibi çarpar.
Gazâlî’nin kelimeleri, yüzyıllar öncesinden bugünün insanına ulaşır çünkü insan değişmemiştir; sadece aldanışlarının biçimi değişmiştir.
Kendini Aldatan İnsan, bir kitap değil, bir yüzleşmedir. Kimi zaman bir ayna, kimi zaman bir yara gibi. Ama her halükârda, insanın içine dokunan bir hakikat çağrısıdır.
Gazâlî, insanın en karanlık yanını gösterirken aslında en aydınlık kapıyı aralıyor: kendini bilmek.