Eyyüp Taş

İrade mi İhtiras mı
Puan vermedi
Dostoyevski'in Kumarbaz adlı eserinde okuyuculara sorduğu sorulardan biri: “İraden mi seni sürer, yoksa ihtirasların mı?” Kendi payıma cevabım şudur: Beni ihtiraslarım esir almadı. Lakin iradem de her daim hükümran değildi. Ben savrulanlardan olmadım; daha ziyade yüklenip susanlardan olmuşumdur. Zira hayat, manayı geciktirdiğinde insan iradesini yitirmez, sadece fazlaca yorulur. İhtiraslarım kulaklarımı sağır edecek, akli dengelerimi kullandırtmayacak kadar gürültü etmedi. Ne kumar masasında belirdi, ne de haz peşinde. Daha çok gecenin tenha vaktinde, çokça tefekkür ederken, “biraz daha sabredeyim” derken çıkageldi karşıma. Anladım ki mesele heves değil. Mesele, mana zayıfladığında hiçliğe karşı diri kalma çabasıdır. Ben irademle mağlup olmadım belki ama ona da tek başına taşıyamayacağı kadar mesuliyet yükledim. Belki de asıl sual şudur: İrade niçin susar? Çünkü konuşacak bir mana bulamaz bazen. Dostoyevski’nin kahramanı masada kaybeder. Ben hayatta gecikirim. Lakin bu bir zaaf değil; aceleye gelmeyen bir varoluşun izidir. Sevgililerimle...
Alıntı
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,5bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Öz
10/10
·288 syf.··
2024 14. kitabı
Bazı kitaplar vardır; sayfalarını çevirdikçe değil, her cümlesinde kendini yeniden keşfettikçe okursun. Öze Yolculuk da benim için tam olarak öyleydi. Okudukça, sanki içimde uzun zamandır sessizce bekleyen soruların yankısı daha da belirginleşti. Hayatta neyi gerçekten önemsediğimi, beni ben yapan şeyin ne olduğunu, hangi korkuların gölgemde saklandığını yeniden düşünmeye başladım. Kalın’ın kelimeleri, insanın kendi derinliklerine inmekten korkmaması gerektiğini hatırlatıyor. Kendi geçmişimin izlerinde dolaşırken, yaptığım hatalar bile anlam kazandı. Bir zamanlar beni üzen, pişman eden şeylerin aslında içsel olgunluğuma giden basamaklar olduğunu fark ettim. Bu fark ediş, bir tür içsel barış gibiydi; sessiz ama sarsıcı. Kitap sadece bir düşünce yolculuğu değil, aynı zamanda ruhun kendiyle konuşmasıydı. Okudukça, geçmişin yankıları bugünün farkındalığına, geleceğin umutlarına karıştı. Her sayfada biraz daha kendimle yüzleştim, biraz daha sadeleştim. Kalın’ın “pergelin ucunu sabitlemek” metaforu, kitabın özünü öylesine güçlü biçimde yansıtıyor ki… Dışa doğru genişleyen her dairenin anlamlı olabilmesi için, merkezin yani özün sabit kalması gerektiğini fark ettim. Hayatın karmaşasında ne kadar savrulursak savrulalım, insan ancak o sabit noktasını kendi özünü unutmadan yaşadığında dengede kalabiliyor. Öze Yolculuk, bana bu dengeyi, yani pergelin merkezinde duran huzuru hatırlattı. Kitabı bitirdiğimde içimde sessiz bir dinginlik vardı. Artık biliyordum: bazen yolculuk bir yere varmakla değil, pergelin ucunu özüne sabitleyip kendine dönmekle tamamlanır. Ve belki de bütün yollar, eninde sonunda, insana kendini buldurmak içindir.
İnceleme
Öze Yolculukİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2023746 okunma
Kendini Aldatan İnsan Üzerine
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 23:39
Gazâlî, insanın en büyük yenilgisini dışarıda değil, içinde arar. Kendini Aldatan İnsan’da öyle bir aynayı tutar ki, insan okudukça değil, kendi içine baktıkça ürperir. Çünkü bu kitap bize “aldatılmak”tan çok, “kendini aldatmanın" ne kadar sessiz ve sinsi bir yıkım olduğunu hatırlatır. Gazâlî der ki: “Kendisini aldatmadan başkasını aldatamaz insan.” Bu söz, kitabın merkezinde duran çıplak bir gerçektir. İnsan bazen kendi vicdanının sesini bastırarak yaşar; bunu da akılla, inançla ya da bahanelerle süsler. Oysa Gazâlî, tüm bu süslerin ardındaki çıplak gerçeği gösterir: insan, en çok kendisine yalan söyler. Bir başka yerde şöyle der: “Gurur, kalbin körlüğüdür; kişi, kendi nefsini tanımadığı sürece Rabbini de tanıyamaz.” Gazâlî, özellikle “gurur” bahsinde insanın içindeki gizli zehri ifşa eder. Kimi zaman bilgiyle, kimi zaman ibadetle, kimi zaman başarıyla beslenen bu gurur, hakikatin üzerini örten en kalın perdedir. Her sayfada bir iç hesaplaşmanın kapısı aralanır. Satır aralarından şu fısıltı duyulur adeta: “Kendini ikna eden insan, hakikatten uzaklaşır.” Ve bu fark ediş, bir tokat gibi çarpar. Gazâlî’nin kelimeleri, yüzyıllar öncesinden bugünün insanına ulaşır çünkü insan değişmemiştir; sadece aldanışlarının biçimi değişmiştir. Kendini Aldatan İnsan, bir kitap değil, bir yüzleşmedir. Kimi zaman bir ayna, kimi zaman bir yara gibi. Ama her halükârda, insanın içine dokunan bir hakikat çağrısıdır. Gazâlî, insanın en karanlık yanını gösterirken aslında en aydınlık kapıyı aralıyor: kendini bilmek.
İnceleme
Kendini Aldatan İnsanİmam Gazali · Ketebe Yayınevi · 20241,214 okunma
Hakikat, söze sığmaz; kalbe doğar.
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2021 13:26
İmam Gazali’nin Hakikatler Kitabı, insanın iç dünyasına yönelen bir yolculuğun rehberidir. Gazali, bu eserinde dış dünyanın karmaşasından sıyrılıp kalbin hakikatine inmeyi öğütler. Ona göre insanın en büyük cehaleti, kendini bilmemesidir. “Nefsini tanıyan, Rabbini tanır” sözü, kitabın bütün özünü özetler. Gazali, ilmi sadece bilgi yığını olarak değil; kalbi aydınlatan bir ışık olarak görür. “İlim, amelle birleşmedikçe kişiyi aydınlatmaz; aksine gurura sürükler” derken, bilgeliğin ahlakla, bilginin teslimiyetle anlam bulduğunu anlatır. Kitap boyunca insanın nefsine, tutkularına ve kalbini karartan perdelerine dikkat çeker. Hakikati arayanın önce kendini terbiye etmesi gerektiğini söyler. “İnsan kalbini arındırmadıkça, ne hakikati işitebilir ne de ona yaklaşabilir” diyerek, içsel arınmayı tüm hakikat arayışlarının temeli olarak sunar. Gazali’nin dili hem sarsıcı hem şefkatlidir; okuyucuya kendi benliğiyle yüzleşmeyi öğretirken, aynı zamanda ilahi bir huzura çağırır. Sonunda anlarız ki Hakikatler Kitabı, sadece okunacak değil, yaşanacak bir eserdir. Çünkü Gazali’ye göre “Hakikat, söze sığmaz; kalbe doğar.
Hakikatler Kitabıİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 2017335 okunma
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2022 2. kitabı
•Her şey Martinin "O adam ben olacağım. Kendimi o adam hâline getireceğim. Her şeyi iyi edeceğim." demesiyle başlayacaktır. Martin, Ruth'un abisini bir kavgadan kurtarır ve böylece Ruth le tanışırlar. Ruth burjuva kökenli bir ailenin kızıdır ve Martin ile aralarında farklılıklar vardır. Martin ondan ilk görüşte bile çok etkilenir ve bundan sonraki süreci ona uygun biri olmak için harcar, değişmeye çalışır. •Bu değişimle birlikte aslında dönemin anlayışını da görmekteyiz. Martin''in sevdiği biri için yaptığı türlü fedakarlıklar kitapta başarılı bir şekilde anlatılır. BU KİTABIN BANA KAZANDIRDIKLARINA GELECEK OLURSAM DA; • Değişim diye bir şey belki de hiç yok. Herkesin değişimi ise kendi yorumuna göre oluyor. Rutha göre Martin'in değişimi evlenecek maddi duruma gelmesiydi. Bunun da düzenli bir işe girerek gerçeklesmesini istemişti. Martin de değişim istedi, o da Ruth'a rahat bir hayat sunmak istiyordu ama bunu herkes gibi bir iş yaparak gerçekleştirmek istemedi. Belki de değişim vardır ama kendi karakterimizin sınırları içinde değişiyoruzdur. Karşı tarafın istediği gibi bir değişim pek mümkün görünmüyor. Çünkü insan içindekine karşı çıkamıyor, onun sınırlarından da kurtulamıyor. Martin de değişti ama kendi benimsediği görüşlere göre değişti. Ruth'un istediği gibi bir değişim Martin'in özünde hiç yoktu. • Baştan yanlış olan ilişkilerin sonradan düzelmemesi gerçeği... Ruth ile Martin baştan çok uyumsuzdu. Farklılıkları bir ara cazip geliyordu ama uzun zamanda anlaşmazlıklara sebep olmuştu. İnsanın hayat amacı kalmayınca yaşamının da bitiyor olması: Martin'in artık isteyeceği, ulaşacağı, hayalini kuracağı hiçbir şey kalmamıştı. Gözümüzde büyüttüğümüz şeylerin çoğu zaman hiç olması: Martin, Ruth'un çevresine o kadar imreniyordu ki onların aslında ne kadar sıradan
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma