...adınızı bile anmak istemediğimi söyleyeceğim. Bana etmediği taş yüreklilik kalmadı, diyeceğim."
"Böyle bir şeyi söylemeye nasıl cüret edebilirsin sen,
Jane Eyre?"
"Nasıl mı cüret edebilecekmişim ... Nasıl, ha? İşin
doğrnsu bu da ondan, Mrs. Reed! Siz sanıyorsunuz ki
ben duygusuzum; hiç sevgisiz, güler yüzsüz yaşayabilirim sanıyorsunuz. Ama yaşayamam. Sizde acımak diye
bir şey de yok. Beni kırmızı odaya nasıl ittiniz ... Nasıl
hoyratça, kabaca ittiniz, beni oraya nasıl kapadınız !
Dehşet içinde kıvrandığım halde, boğulacak gibi olarak,
'Acı bana, acı bana, yenge!' diye yalvardığım halde kilitlediniz beni. .. Bunu ölünceye kadar unutmayacağım.
Hem de bu cezayı bana neden verdiniz? Çünkü o hain
oğlunuz beni dövmüştü ... Hiç yoktan. Bana soranlara
olup bitenleri olduğu gibi anlatacağım. Herkes sizi iyi
bir kadın sanıyor ama, kötü yüreklisiniz siz, taş yürekli.
Asıl yalancı sizsiniz!"
Aslında çoğu kadın günbegün iki nüsha halinde ne taşıdığının farkında değilmiş gibi gelir bana. Bedensel
gerçeklerle her gün yüz yüze gelmek (bu benim tahminim), bu
kadınların kendi memelerini farkında olmadan küçümsemelerine yol açmış. Daha bebekken bile, annemin memelerini
annemden daha çok seviyordum sanırım. Annemin nahoş,
cırtlak bir sesi vardı ve ben bu sesi onun göğsüne yatar yatmaz
unutabiliyordum. İki yaş civarındayken şunu çok iyi anlamış
tım: Sükûnet dünyaya kadının göğsünden gelir. Hâlâ inanırım
buna.