Okurken kendimi gördüğüm bir kitap oldu ve cidden konusuyla, işleyişiyle gerçek hayattan çıkıp gelmiş gibi bir his veriyordu bana. Normalde lise kitaplarını ne okumayı severim ne de izlemeyi severim, hitap etmez bana. Ama saatler içinde -muhtemelen 5 saat falan- bitirdim. Birçok sahnesini kaydettim ve tepinerek okudum. 270 sayfanın 253 sayfasının enemy olarak geçmesi tam damak tadıma uygundu. Didişmeleri çok komikti. Özellikle bisiklet kulübesi, kano sahnelerime ayrı bayıldım. Julius'un davranış şekli çokca enemies to lovers kategorisinde rastlayacağımız türden klasik zorbalık yapıp aşık olma serüvenine kaymıyordu, bu detay bile benden artı puan kazandırdı. Sadie'nin küfür içermeyen yaratıcı hakaretlerini de sevdim. ÖZELLIKLE BAKIN ÖZELLİKLE DIYEREK BASTIRIYORUM ÜZERİNE ILK AŞIK OLAN TARAFIN ERKEK OLMASI COK CİYAK CİYAK BAGIRTTIRDI BENI. Didişip bazen istemediği şeyleri dediği anda özür dileme erdemi göstermesi, soğuk olsa da hep nazik olması, ona yaklaşmak için türlü yollar denemesi ve duygularını açıkca ifade edebilmesi sevimliydi. Aile hayatları da güzel tasvir edilmişti. Abisi özellikle bir şeyi takmıyor gibi duran ama her ayrıntıyı takip eden, o da Sadie kadar endişelenen birisiydi. Ayrıca yok ben aşık değilim, senle birlikte olamayız safsatalarına girmeden tadında giden şirin mi şirin bir kitaptı. Fantastik aksiyon aşığı biri olarak bu kitap bana maraton sonrası dinlenme gibi hissettirdi. Rahatlatıcı, masumane sevinç yaşatan sevimli bir kitaptı. 10/10