Sizi bilmiyorum ama şu sıra içinde bulunduğumuz dünyadan kopma ihtiyacı bende fazlasıyla nüksetti. Genç yaşımızda inanılmaz kötü olaylar kulaklarımıza ilişiyor ve ben kara kara dünyayı, insanları anlandırmaya çalışırken buluyorum kendimi.
Kaçış yolum elbette fantastik edebiyatta. Daha önce beş kitabını okuduğum seriye en baştan başlayıp okumadığım diğer kitaplarını da okuyarak noktalama kararı aldım. Zaman zaman size oluyor mu bilmiyorum ama Harry Potter evrenini özlediğimi fark ediyorum, hatta bana kitap evrenlerinde hangisinde yaşamak isteseydin diye sorsalar gözüm kapalı Harry Potter diye cevap verirdim.
Rowling'in başarısının sırrını düşünüyorum. Kitabı tekrar okumadan önce de hayat hikayesini araştırdım ve bu bana inanılmaz bir motivasyon verdi. Hayatta hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmamalıyız ve hayallerimizin peşinden ne olursa olsun koşmalıyız.
Peki Rowling'in başarsının sırrı ne? Felsefe Taşı'nı bir kez daha okurken tokat gibi çarptı beni bu soru. Başarısının sırrı tam da kitabın kendisinde işte! Yarattığı dünya, hem ciddi meselelerin kol gezmesi, ölümün vurgusu hem de sihirlerin, karakterlerin, absürt olayların kimi zaman gülümsetmesi. Rowling mizah yönü kuvvetli bir kadın, bunu da kalemine yansıtmakta çekinmemiş ve ortaya çok güzel bir birleşim çıkmış. Bu serideki her karakterin bir nedeni var, bir amacı var. Her şey ince elenip sık dokunmuş. Karakterler ve diyaloglar o kadar güzel, sihirli bir dünyada olmalarına rağmen o kadar bizden ki onlara bağlanmak işten bile değil. Zaten bu seriyi aslen insanlara bu kadar çok sevdiren kesinlikle karakterleri.
Kitabın konusunu anlatmaya gerek yok sanırım, bilmeyen yoktur zaten. Ben hayran bıraktıran hayal gücü karşısında saygıyla eğilmek ve iki kelam etmek istedim sadece.
Son olarak Severus Snape başımızın