Buraya çok sevdiğim bir kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Hatırlamak, sadece bireysel değil, aynı zamanda politik bir eylemdir. Kırmızı Etek, tam da bu noktada yerini alıyor: Unutturulmaya çalışılanı hatırlatan, bastırılanı görünür kılan, sessiz bırakılanı konuşturan bir edebiyat eseri olarak. Hatice Günday Şahman, bu kitapta “öykü”nün gücünü, bir bellek mekânı olarak kullanıyor.
Kitap boyunca bir kadının yalnızlığına, bir çocuğun suskunluğuna, bir annenin çaresizliğine tanıklık ediyoruz. Ama bu tanıklık, duygusal bir sömürüye değil; okurun sorumluluğuna sesleniyor. 10 Ekim Gar Patlaması, Gezi Direnişi, aile içi istismarlar, sessiz kalınan te*avüzler. Bunların hepsi tek bir bütünün parçaları gibi öykülerin arasına dağıtılmış.
Bu hikâyeler bir isyan gibi değil, bir sızı gibi geliyor içimize. Çünkü acının pornografisini üretmeden, yaşanmışlığın sade ama sarsıcı diliyle anlatıyor yazar. Kadın karakterlerin yaşadığı suskunluk ve direnç; toplumsal hafızanın nasıl baskılandığını ve nasıl yeniden yazılabileceğini de gösteriyor.
“Kırmızı Etek”, sadece kadınların değil; yok sayılmış herkesin hikâyesi. Bu kitap, sesini yükseltmeden çarpıyor insanı. Çünkü içindeki her öykü, sadece edebiyat değil; bir tanıklık, bir kayıt, bir çağrı… Unutmayalım diye. Tekrar tekrar hatırlayalım, birbirimize anlatalım ve birbirimizin yükünü tanıyalım diye.
Hatice Günday Şahman, bu kitapta yalnızca yazmamış; görünmeyeni göstermiş, unutulanı uyandırmış. Hep dediğimiz gibi " Evren atomlardan değil, hikâyelerden oluşur. Ve bazı hikâyeler unutulmamak için yazılır.
Ne diyeyim kitapla kalalım, hikayelere sarılalım