Ezo Eren

Ezo Eren
@Ezo_mezo
10/10
·198 syf.··
2026 10. kitabı
Geç Kaldığımız Her Şey Gibi, Ekin Kadir Selçuk’un 2026 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan romanı. Kitap, Rüzgâr karakterinin geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşadıklarını, düşüncelerini ve zihninin derinliklerinde dolaşan duyguları anlatıyor. Daha ilk sayfada okuyucuyu şu cümle karşılıyor: “Hayatı da hep böyle yanlış tarafından tutmuyor musun zaten?” Henüz ilk sayfada insanı durdurup düşündüren bir soru bu. Sahiden, hayatı yanlış tarafından tutmak nasıl bir şeydir? Ya da yaşadığımız bu hayatın gerçekten tutunacak doğru bir tarafı var mıdır? Siz bunları düşünürken Rüzgâr’ın zihni yavaş yavaş sizin zihninize yerleşiyor. Sevdikleri, annesi, babası, akademik hayatı… Hepimizin “Ben bu hissi biliyorum” dediği anlar vardır ya; kitaptaki karakterler de sanki hayatımızdaki farklı duyguların ve yaraların temsilcileri gibi. Rüzgâr, her şeye geç kaldığını düşünen biri. Ancak sayfalar ilerledikçe, hayatını nasıl sabote ettiğine de tanık oluyoruz. Özellikle ilişkilerinde ve annesiyle olan yarasında, geçmişin izlerini tekrar tekrar kanatıyor sanki. Tam da bu noktada insanın aklına şu düşünce geliyor: Bazen neyin doğru olduğunu bilmek, onu yapabilmek anlamına gelmiyor. Belki de bu yüzden Rüzgâr zaman zaman okuru kendisine kızdırıyor. Kitabı okurken ben de şunu düşündüm: Rüzgâr, hep sahip olamadığı şeylere meylediyor. Belki de gerçekten istediği şeye sahip olsa, çayın içinde eriyen bir şeker gibi hissedecek kendini; yavaş yavaş yok olacak. Çünkü gerçek bir ilişkiyi nasıl yaşayacağını bilmiyor. Alışık olduğu şey eksiklik, özlem ve ulaşamamak. Bir de Nihan var bu hikâyede. Ruhuna çiçek bıraktığımız Nihan… “Keşke böyle bitmeseydi,” dediğimiz Nihan… Bazı sayfalarda durup uzun uzun düşündüren, aynı satırda takılıp kaldığımız Nihan… Neyse… Ne diyeyim? Siz de Rüzgâr gibi her şeye geç
Geç Kaldığımız Her Şey GibiEkin Kadir Selçuk · İletişim Yayınları · 20268 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·108 syf.··
2025 18. kitabı
Buraya çok sevdiğim bir kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim. Hatırlamak, sadece bireysel değil, aynı zamanda politik bir eylemdir. Kırmızı Etek, tam da bu noktada yerini alıyor: Unutturulmaya çalışılanı hatırlatan, bastırılanı görünür kılan, sessiz bırakılanı konuşturan bir edebiyat eseri olarak. Hatice Günday Şahman, bu kitapta “öykü”nün gücünü, bir bellek mekânı olarak kullanıyor. Kitap boyunca bir kadının yalnızlığına, bir çocuğun suskunluğuna, bir annenin çaresizliğine tanıklık ediyoruz. Ama bu tanıklık, duygusal bir sömürüye değil; okurun sorumluluğuna sesleniyor. 10 Ekim Gar Patlaması, Gezi Direnişi, aile içi istismarlar, sessiz kalınan te*avüzler. Bunların hepsi tek bir bütünün parçaları gibi öykülerin arasına dağıtılmış. Bu hikâyeler bir isyan gibi değil, bir sızı gibi geliyor içimize. Çünkü acının pornografisini üretmeden, yaşanmışlığın sade ama sarsıcı diliyle anlatıyor yazar. Kadın karakterlerin yaşadığı suskunluk ve direnç; toplumsal hafızanın nasıl baskılandığını ve nasıl yeniden yazılabileceğini de gösteriyor. “Kırmızı Etek”, sadece kadınların değil; yok sayılmış herkesin hikâyesi. Bu kitap, sesini yükseltmeden çarpıyor insanı. Çünkü içindeki her öykü, sadece edebiyat değil; bir tanıklık, bir kayıt, bir çağrı… Unutmayalım diye. Tekrar tekrar hatırlayalım, birbirimize anlatalım ve birbirimizin yükünü tanıyalım diye. Hatice Günday Şahman, bu kitapta yalnızca yazmamış; görünmeyeni göstermiş, unutulanı uyandırmış. Hep dediğimiz gibi " Evren atomlardan değil, hikâyelerden oluşur. Ve bazı hikâyeler unutulmamak için yazılır. Ne diyeyim kitapla kalalım, hikayelere sarılalım
Kırmızı EtekHatice Günday Şahman · İmge Kitabevi Yayınları · 202525 okunma
10/10
·138 syf.··
2025 15. kitabı
Ev Öldü, Ben Ağaçları Seyrettim… Daha adıyla bile insanın içine işleyen bir kitap. Mustafa Orman, sade ama derin anlatımıyla birbirinden farklı hayatları, ortak bir duygu düzleminde buluşturmayı başarıyor. Anne, baba, devlet, yokluk, yoksunluk… Askere gidip dönemeyen çocuklar, suskun kavuşmalar, yarım kalan aşklar… Her öykü, büyük bir sessizliğin içinden yükseliyor; içten, samimi ve sarsıcı. Kitapta en çok dikkatimi çeken ayrıntılardan biri, avluya “hayat” denmesi oldu. Bu ifade memleketimde de kullanılır ve çok kıymetlidir. Çünkü gerçekten de hayatta en çok, o “hayat” denilen avlularda yaşanır. Mustafa Orman, sadece bir yazar değil; aynı zamanda bu toprakların belleğini taşıyan, Anadolu’nun dilini, acısını, suskunluğunu ve direncini edebiyatla buluşturan güçlü bir anlatıcı. Kelimeleri seçişindeki özen, sadeliğin ardına gizlenen derinlik ve duygulara dokunan incelik gerçekten etkileyici. Ev Öldü, Ben Ağaçları Seyrettim, her cümlesiyle içimde iz bırakan, üzerine tekrar tekrar düşünmek istediğim bir kitap oldu. İyi ki bu kitapla buluşmuşum.
Ev Öldü Ben Ağaçları SeyrettimMustafa Orman · Everest Yayınları · 2024120 okunma
10/10
·248 syf.··
2025 14. kitabı
Düşünsene… Hayatın kaderi bir çekilişe bağlı. Bir biletle belirleniyor kim olacağın. Beyazsa: evlilik, annelik, "kadınlık görevleri"... Mavi ise: özgürlük, kariyer… ama yalnızlıkla cezalandırılıyorsun. Seçme hakkın yok. Beden senin ama irade sistemin. Ve diyelim ki, mavi biletlisin ama anne olmak istedin… Ya da beyaz biletlisin ama çocuk istemedin… İşte o zaman sistem çıldırıyor. Rolleri bozduğun anda seni hemen ötekileştiriyor. Uzatılan el değil, bakış oluyor. Sorduğun soru değil, yargı oluyor. Sophie Mackintosh’un *Mavi Bilet*’i kurgu gibi okunsa da, birçok kadın için fazlasıyla tanıdık bir gerçeklik. Bazen bir bilet değil, bir bakış… bir yasa… bir gelenek… hayatını belirliyor.
Mavi BiletSophie Mackintosh · Can Yayınları · 2020647 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2025 13. kitabı
Yazar sevimsiz bir anlatıyı, tatlı bir dille sunarak rahatsızlığın derinleşmesini sağlamış. Kadına biçilen güzellik ve annelik rollerini, bedenin patriyarkanın ve kapitalist patronların iştahına kurban oluşunu çarpıcı biçimde ortaya koymuş. Kadın bedeni, hem toplumsal baskının hem ekonomik sömürünün merkezi haline gelmesini metaformozla çok güzel anlatmış. Sadece kadınlık hallerini değil, azınlıkların dışlanmasını, iktidar mekanizmalarının baskısını ve ırk ayrımcılığını da ustalıkla işlemiş.
Dişi DomuzMarie Darrieussecq · Sel Yayınları · 2023371 okunma