Firdevs

Firdevs
Kamil Bey, arkasına yaslanıp bir zaman pamuk yığınlarına benzeyen bulutlara bakarak bu çetrefil, güvensiz dille konuşan bahtsız tarih parçasını düşündü. Yavuz, elbette fermanlarını böyle yazmamıştı. Devletler tıpkı insanlara benziyorlar, yaşlandıkça acınası, titrek, gülünç oluyorlardı.
Henüz bir ay geçmeden, İngilizlerin soğuk kasıntısı, Fransızların sinire dokunan kibarlığı, İtalyanların acemi sömürgeciliği, Amerikalıların hoyrat neşesi, Japonların panter ciddiliği, Kâmil Bey'i artık eskisi kadar ürkütmez olmuştu. Çünkü millet göründüğü kadar yılgın değildi. Cemil Usta'nın dediği gibi, "İşlerin er geç düzelmemesine imkan yoktu. Bunu anlamamak için insanın yalnız eşek değil -sözüm buradan dışarı eşşoğlu eşek olması gerekti."
Sözün burada, böyle kesilmesine Kâmil Bey çok sevindi. Fuat Mahir Bey kem küm etmeye başlayınca sorduğuna pişman olmuş; eski arkadaşını, memleketin içine düştüğü bela yüzünden dervişliğe vurduğunu söyleyerek, vatanseverlik gösterisi yapmak zorunda bırakacağından ürkmüştü. Öyle bir cıvık geçit geçiliyordu ki herkes her şeyi, hatta düşmanla işbirliğini bile vatan için yaptığını söylüyordu.
Neye engel olacaksınız? Akşama gidecektim. Gitsem n'apacaktım? Bir köşeye oturup tek başıma düşünecektim. İnsan bir kere tek başına kalmaya görsün! Nerede olsa tek başınadır. Meydan savaşında bile..." Gözlerini kapayıp bir zaman sustu.