Emirhan

youtu.be/EvdE7c_0xZY?si=... Birilerinin/birinin yardakçısı olmaya çalışanların, bu içtepiyle akıllarını bir kenara bırakmaları neticesinde varacakları hazin mantıksız zihinsel sonun örneği.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Her dakika başı burnunu çeken sümüklü bir adam oturdu yanıma. Uçak havalandı. Umutlarımı geri kazandığım topraklara veda ederken yanımda oturan sümüklü adama baktım. Eski müdürümü anımsatıyordu bana. Rezil hayatının farkındaydı ama etrafındakilere lüks içinde yaşayan mutlu bir adam rolü yapmayı seviyordu hostesten bir kadeh şampanya isterken. Bana baktı ve ukala bir tavırla konuşmaya başladı. “Yol uzun, sen bir şey içmeyecek misin genç adam?” “Yol uzun, ben altıma şort ve üstüme tişört giydim. Hayalarımı derin boşlukta özgür bırakmak için. Sen bu takım elbiseyle rahat edebilecek misin?” “Klaslık her daim üzerinde olmalıdır genç adam. Bir kendine bak, bir de bana bak.” “Senin ruhunda bir klaslık göremiyorum yaşlı adam. Gelecek kaygılarıyla gençliğini yaşayamadığı için yaşlandığında sahip olduğu paranın tadını çıkarabilecek enerjiye sahip olmayan bitik bir ruh görüyorum. Bunun getirdiği kompleksle de çevrende maddi durumunun senden daha kötü olduğunu düşündüğün herkese hava atıyor gibi bir görünümün var. Cümlelerim seni kırabilir. Acıyı vaktinde çekmeli. Geç olmadan… Şimdi çek acılarını, bulutların üzerinde salınırken, Fiji’ye, beş yıldızlı otele tatil yapmaya giderken çek acılarını ve tükür Mercan Denizi’ne çok geç olmadan, tükür hayal kırıklıklarını…” Benden tiksiniyormuş gibi baktı suratıma ve hiçbir şey söylemeden elindeki moda dergisini okumak üzere önüne döndü. Biliyordum, yakın zamanda onun aklına gelecektim ve onu kıran sözlerimi onun iyiliği için söylediğimi fark edecekti. Vicdanım rahattı. Sahi, ben de kimdim ki? Yaşlı bir adama öğüt verme hakkını nasıl görüyordum kendimde? Elli yaşlarındaydı. Bense yirmi dokuz olmak üzereydim. Yaşın kıymetini gerçekten biliyor muyduk? Düşündüm, şampanya içen adamın yanında kendime bir serseri birası söylerken. Yaşın
Sayfa 428
Shaun’la birlikte arabaya atlayıp Cairns’in yolunu tuttuğumuzda, Cardwell’e gerçek anlamda veda ettiğim gerçeğiyle yüzleşiyordum. Burada miladımı doldurmuştum. Bu kasabayı aşkla sevdim ve beni büyütmesine izin verdim. Hayatım boyunca ikinci evim olarak kalacaktı Cardwell… Her köşesi anılarla dolu sokaklardan geçerken arka koltuğa koyduğum maskeye bakıyordum… O an aklımdan tek bir şey geçiyordu… Tarihin en büyük soykırımına ve işkencesine maruz kalmış Aborjinlerin o atasözünü hatırlıyordum: “Hepimiz bu zamanın ve bu yerin ziyaretçileriyiz. Biz sadece geçiyoruz. Buradaki amacımız gözlemlemek, öğrenmek, gelişmek, sevmek… ve sonra eve döneceğiz.”
Sayfa 422
Elinde çok büyük bir paket vardı. Bana doğru yaklaşıp “Demek son kez çalışıyorsun? Al bakalım Türk. Beni unutma,” dedi. Paketi aldım. İçinden çıkan büyük şeyin etrafına sarılmış gazeteleri yırtıp açtım. Karşıma muazzam bir ahşabın üzerine harikulade desenlerle oyularak şekil verilmiş muhteşem bir maske çıktığında şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Bunun Shaun’un Murray Adası’ndan getirdiği o devasa maske olduğunu anlamıştım ama bunu bana vermesine inanamıyordum. “Shaun, sen ciddi olamazsın? Bu Murray Adası’ndan getirdiğin maske değil mi?” “Evet. O adadan çok bahsettin. O tanıştığın çocuğu ve dedesini anlatın. Ben de seni mutlu etmek istedim. Bu maske artık senin.” Duygulanmıştım. Maskeyi bir kenara koyup Shaun’a sarıldım. Beni gerçekten çok seviyordu. Bu maskeyi bana verdiğinde, bunu bir kez daha anlamıştım. Öğlene kadar çalıştıktan sonra o maskeyi mola yaptığımız yere götürdüğümde, diğer tüm Avustralyalılar maskeye bakıyordu. İşyerinde son günüm olduğunu bildiklerinden, hepsi toplanıp benimle tek tek vedalaştı. Aralarındaki en akıllısı da en delisi de ben oradan ayrılırken bana saygı duyuyor ve beni seviyordu. Bunu gerçekten hissetmiştim. Çiftliğin yöneticisi Andrew de mola alanına gelip benimle vedalaştı ve küçük bir konuşma yaptı: “Çiftliğimizde çalışan ilk Türk buraya geldiğinde, onlar hakkında bir fikrimiz olmadığı için hepimiz ön yargılıydık. Çoğumuz onun ismini telafuz edemediğimiz için onu Türk olarak tanıdık. Karides çiftliği tarihimizde bu zamana kadar çiftliğimizde en uzun süre çalışan gezginlerden birisi oldu. Kendisine verilen her görevi layıkıyla yerine getirip hiçbir zaman bir tartışmaya ya da olaya karışmadı. Eğer bir gün geri gelmek istersen, sana her zaman kapımız açık Türk.” Andrew’un yaptığı küçük konuşmalardan sonra tüm Avustralyalı iş arkadaşlarım
Sayfa 418