Emirhan

Gerçek sevgi en karşılıksız olanıydı. Hiçbir bekletin olmadan, tüm saflığınla, karşındakini nedensiz sevdiğinde birden gelen derin derin nefes alma isteğiydi. Benim de bu yolculuğa çıktıktan sonra sevgi anlayışım değişmişti. Artık ihtiyacım olan tek şey daha azıydı. Bir şeyler almak yerine vermekti amacım.
Sayfa 348
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayatımı ve neler yaptığımı anlatmamın üzerine Ediek meraklı bir şekilde şöyle sordu: “Yaşadığın hayat çok güzel. Birçok kişinin hayalidir bu. Peki ya kırk beş yaşından sonra ne yapacaksın? Güvencen var mı? İleride nasıl geçineceksin?” Derin bir nefes aldım. Bu soruyla ilk defa karşılaşmıyordum. Sakin ve sevecen bir şekilde karşılık verdim: “Birçok insan bu tür gelecek kaygılarından dolayı hayallerini yaşayamıyor. Benim için ne geçmiş ne de gelecek var. Sadece bulunduğum anı yaşamaya odaklandım. Mutlu yaşayabilmek ve mutlu kalabilmek için en doğru yaşam tarzının bu olduğuna inanıyorum. Şu an bunu yapmaktan keyif alıyorum ve keyif aldığım sürece yapmaya devam edeceğim. Belki bir gün zevklerim değişir. Onu o zaman düşünürüm. Şu anda yaşadığım için, şu an geçimimi nasıl sağlayacağımı düşünüyorum. Kırk beş yaşına gelince geçimimi nasıl sağlayacağımı o zaman düşünürüm. Şimdi istediğim hayatı ve hayallerimi yaşamak beni mutlu ediyor. Benim güvencem cesaretim ve kendime olan güvenim. Hiçbir zaman açıkta kalmam, taşın suyunu çıkarır yine bir şekilde yolumu bulurum. Unutma, korku çok fazla hayal öldürür.”
Sayfa 342
“Nefret dolu insanlar Bali’de tutunamıyorlar. Adanın enerjisi buna izin vermiyor. İnanır mısın? Burada sadece pozitif insanlar yaşayabiliyor. Buraya gelen öfke dolu o kadar çok insan gördüm ki… Yaptıkları hiçbir şeyden asla tatmin olmayan, sürekli şikayet eden, her zaman karamsar konuşan… Bu insanlar bir süre sonra adadan ayrıldılar ya da bambaşka bir insan oluverdiler. Çünkü buranın enerjisi buna izin vermiyor. Dövme yaptığım için çok fazla turistle tanışıyorum. Kimisi Bali’ye yerleşiyor. İşte bu insanlar arasından öfkeli ve karamsar olanlar birkaç ah dayanıyorlar buraya,” dedi Ediek.
Sayfa 338
Lotus çiçeğini bilir misiniz? Güneş ışıklarından çok uzaklarda, çamurun en diplerinde yetişir. Ama er ya da geç lotus, çamurun yüzeyine çıkarak ışığa ulaşır ve gelmiş geçmiş en güzel çiçek olur… Lotus çiçeği birçok farklı kültürde ve özellikle Doğu Asya dinlerinde saflığın, aydınlanmanın, kendini yenilemenin ve yeniden doğuşun sembolü olarak kabul edilir. Onun karakteristik özellikleri insanoğlunun durumuyla muazzam bir benzerlik gösterir. Kökleri güneş ışığı almayan en kirli sularda olsa bile, lotus en güzel çiçekleri filizlendirir. Her insanın aydınlanma ve mükemmel olma potansiyeli vardır. Bu sadece insanoğlu ışığa ulaşana dek geçecek bir zaman meselesidir. Hepimiz bir şekilde o çamurun içinde doğuyoruz. Hayattan, yakınlarımızdan, dost sandıklarımızdan büyük darbeler yiyoruz. Hatalar yapıyoruz. Günahlar işliyoruz. Tıpkı çamurun içinde doğan bir lotus çiçeği gibi. Ancak o çamurun içinden çıkıp güneşe ve ışığa ulaşmak, filizlenmek, aydınlanmak ve lotus çiçeği gibi güzelleşmek bizim elimizdedir
Sayfa 324
This is odd bro
Bu çocuk sanki bir Adanalı gibi konuşuyordu. Adana şivesinin Avustralya versiyonuyla konuşan ve Torres Strait adalarından olan bir yerliydi Peo. Öyle ya da böyle anlattıklarına göre yakında bu adanın prensi olacaktı Peo. Bahsettiği şeylere başlarda şüpheci yaklaşıp inanmasam bile samimiyetine güvenip biraz araştırma yaptıktan sonra bu söylediklerini destekleyen bilgiler ulaşıyordu elime. Bayağı iyi anlaşmıştık. Muhabbetlerimiz uzadıkça uzuyordu. Avustralya topraklarında hâlâ yaşamaya devam eden her Torres Strait adalıları ya da Aborijinler gibi, Peo da Birleşik Krallık’tan göçüp Avustralya yerlilerini katleden İngilizlere öfkeliydi. Sitemli bir şekilde sürdürdü konuşmalarını: “Biz Torres Strait adalıları, Aborjinler gibi soykırıma uğramadan önce bu toprakların asıl yerlileriydik. Bizim dedelerimiz insan yerlerdi. Yani benim atalarım yamyamdı. Eskiden Torres Strait adalıları ile Aborjinler birbirlerini yerlerdi. Bir gün gökten İsa geldi ve buna bir son verdi.”
Sayfa 312