İğrençti o zaman, alabildiğine iğrençti. İnsanın çevresindekilerce anlaşılamaması hoş bir şey değildi. Bu çevreye, bu çevrenin insanlarına ve anlayışlarına dilediğimizce karşı çıkalım, yine de onlarla belirleniyorduk; böyleydi, bu yüzden kolay değildi yalnız olmak.
İnsan çevresinden kaçmak istiyordu kimi zaman. Bir yığın arkadaşlık, bir yığın kimsesizlik! Ayrıca insan kimsesizliğini besleyebilir, ondan yeni bir sözlük, yeni bir dil yaratabilir. Böylece herkesin birbiriyle olan ilişkisi ( biner biner sayılan para desteleri ) biter, tek başına kalmak, bu ortamda bir onura dönüşürdü.
Yaşamı benimle birlikte algılamadılar, onlarla birlikte algılamamı istemediler. O kadar çok yalvardım ki çiğ bir ışıkta, gözlerim kamaşmış. Gözlerim kamaşınca karanlığı aradım. Çünkü ben karanlıkta arkadaştım onlara, gölgelerde, deniz yokken. Kanaviçe işlemeli bir örtüde eriyip gözeneklere dağılan bir mum lekesi arkadaşlığım. Kazısalar da çıkmaz. İzi kalır hiç olmazsa. Yorularak, uçları kızıl-sarı yalımlarla tutuşarak, sağduyu nedir bilmeyerek, işte tıpkı böyle seviyorum onları.