Werther yaşamayı, nefes almayı ve bunlarla birlikte ölümü bile seven bir adamdı. Lotte’ye aşık olmadan önce içindeki olumsuzluklar değil de yaşamın güzellikleri ruhunu sararken;
Lotte’ye duyduğu karşılığı olamayacak kendisince günah saydığı aşk ile bu sefer ruhu acıyla, nefes almanın zorluğuyla dolup taşacak. Ölmeyi bile kutsal sayar Werther. O aşkı, biriciği Lotte için göçecekti bu dünyadan. Bir umut vardı içinde Lotte orada beni bulacak, ben onu bekleyeceğim. Ona ait olacağım, bana ait olacak.
Ey tanımadığım Yaratıcı! Bir zamanlar tüm ruhumu sarmıştın, ama şimdi bana yüz çevirdin! Çağır beni yanına! Boz bu suskunluğunu! Suskunluğun, susamış ruhumu yanına gelmekten alıkoyamayacaktır. Bir insan, bir baba kızabilir mi? Hiç beklenilmediği bir anda yanına dönen oğlu boynuna sarılsa ve haykırsa: Döndüm, baba! Senin öngörmüş olduğun süre kadar dayanamadığım ve bu yolculuğu yarıda bıraktığım için kızma bana. Dünya her yerde aynı: Çabalıyor ve çalışıyoruz, karşılığında da ücretimizi alıyoruz ve seviniyoruz; ama bundan bana ne? Ben, yalnızca senin olduğun yerde huzur bulabilirim, yalnızca senin huzurunda acı çekmek ve sevinmek isterim. Ey göklerdeki Babam, gelsem beni kovar mısın?
Tanrı’ya, onu bana bağışlaması için dua edemiyorum; ana yine de o sanki bana aitmiş gibi geliyor. Tanrı’ya, onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait.
Sahip olduğum o kadar çok şey var, ama Lotte için duyduklarım, sahip olduğum her şeyi yutuyor; sahip olduğum o kadar çok şey var, ama onsuz her şey bir hiç.
Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığın yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?