Fırat DOĞAN

Fırat DOĞAN
@FIRATDOGAN
Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir. Küçük Prens
Yazardan Kazım Karabekir’e ağır bir hakaret…
… Kendine olduğundan pek çok üstünde değer veren ruh hastalarındandı. En küçük eşyasının müzelik olduğuna inanırdı. Eğitim ve ekonomi işlerini en iyi kendi yola koyacağını sanırdı. En çok sevdiği kelime “ben”di. “Rüya" adlı bir şiiri, 1950'de yayınlanmıştır, bu şiirde Abdülhamit'in ruhu ona der ki: "Beni ve saltanatı devirenler arasında sen de vardın -Hele sonuncusunda hem de mebus hem kumandandın- İstiklal Harbi'ni sen kurdun ve başı da sen buldun."
Sayfa 230 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kemal Paşa askerlikten istifa ettikten hemen sonra…
… Mustafa Kemal, Orbay'a döndü: Gördün mü, dedi, rütbe ve üniformanın ehemmiyeti yok mu imiş? Biraz sonra Karabekir Paşa'nın geldiğini haber verdiler. Mustafa Kemal'in içinden üzüntülü bir şüphe geçti. Kâzım Karabekir: Kumandamda bulunan subay ve erlerin saygılarını sunmaya geldim. Siz bundan sonra da kumandanımızsınız, dedi. Mustafa Kemal, Karabekir'i kucakladı…
Sayfa 230 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu
… Erzurum'a geldikleri vakit Kâzım Karabekir Paşa, Refet Bey'den gelen bir telgrafı Mustafa Kemal Paşa'ya verdi. Bu telgrafta İstanbul'un Mustafa Kemal hakkındaki kararları bildirilmekte idi. Kararlardan biri de, Mustafa Kemal imzalı hiçbir telgraf alınıp çekilmeyecekti. Refet Bey'e göre Mustafa Kemal askerlikten çekilmeli, Sivas'a da gelmeyerek Erzurum'da kalmalı idi. Mustafa Kemal: Ne yapmalıyız? dedi. Karabekir: Üzülecek bir şey yok paşam. Üniformanızı çıkarsa- nız da mukaddesatın üzerine söz veriyorum ki size üstüm olduğunuz zamandan daha bağlı kalacağım, dedi…
Sayfa 228 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu
… Şimdi bir de Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı ile Osmanlı saltanatının son padişahı arasındaki ayrılış görüşmesinde bulunalım: "Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kâfi idi. Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: "Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti) tarihe geçmiştir.” O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum: “Bunları unutun,” dedi, “Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!" Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki. ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: "Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz." Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim:
Sayfa 217 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu
… 23 Mayıs'ta halk, kapkara Türk bayraklarıyla, kadınları, çoluk çocuklarıyla Sultanahmet Meydanı'na doğru aktı. Kürsü üzerindeki siyah çarşaflı kadın hayaletleri ve siyah bayrak, o günlerin iki sembolü olarak kalmıştır…
Sayfa 210 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu