Rıza gibi adamların daima erkekliğin tanımıyla ilgili çok ciddi problemleri vardı. Kaybolmuşlardı. Erkekliği kadına uygulanan baskı sanacak kadar iktidarsız, erkekliğin özünün yaşama babalık yapmaktan geldiğini anlamayacak kadar da soytarıydılar. Bu iktidarsız soytarıların toplumları doğuran kadınlara aciz bırakacak güçle saldırmalarına göz yummak, insanlığa karşı işlenmiş en büyük günahtı.
Moda içtekini dışa yansıtabilmek için araç olduğundan beri insanlar kestirmeden kimliklerini sunmak için yarışır olmuşlar, kimliği beğenilen bir diğeri gibi giyinmek, görünmek, sürüler halinde birbirini taklit etmek, kişiyi keşfetmesi gereken özünden uzaklaştırırken kalabalıklara yaklaştırmıştı.
Geri kalan her şey hatıraydı. Yaşanmışlıklarımızın hepsi anlardan ibaretti ama bazı anlar ömrün tamamına bedel olsa da hayat tüm anların üst üste eklenip, bir bilmecenin küçücük parçaları gibi birleşmesi değil miydi? Peki ya bütün? Herkesin yaşadığı tüm anlardan oluşan parçaların bütünü neydi? Bütün bizdik. Yaşadığımız, yaşamayı seçtiğimiz her şey Bizdik. Seçimlerimizdik Biz. Girmeyi seçtiğimiz kapı, yürümeyi seçtiğimiz yolduk… olacağımız kişiyi seçe seçe, olduğumuz kişiye gelmemiş miydik?