Dostların ihaneti kadar hiçbir şey acı değildir. Ve nedense hep de böyle olur ve biz, bize en son ihanet edeceğini sandığımız kişinin ihanetine uğrarız ansızın. Artık bir parça Sezar olmuşuzdur. Bir yıldızlar kalır geriye, onlar da gözyaşlarının sıcaklığını duyamayacağımız kadar uzaktadırlar. Oturup hem kendimiz hem yıldızlar için ağlarız, gözyaşlarımız tükenir. Dostların ihaneti kadar hiçbir şey acı değildir çünkü. “Zehir de olsan insanların ihaneti kadar acı değilsin...” (Cümle kapısı-Nazan Bekiroğlu)
Kelimelerin hastalıkları varsa eğer, “ihanet” mutlaka cüzamlı olmakla suçlanmıştır. Oysa, soluğumuz kadar yakındır da biz onu bambaşka yerlerde ve kendimizden çok uzakta bilmeyi yeğleriz. Halbuki ihanet hayatımızın ta kendisidir... (Cümle kapısı-Nazan Bekiroğlu)
Önce anılarımız ihanet eder bize, teker teker bırakıp giderler. Her ihanet bir terk ediştir çünkü. Üstelik kendisi olarak kalacağını ne kadar vaad ederse etsin ne dönen ayrı kalır, ne bekleyen. Öyleyse her gidiş bir ihanettir, her ihanet bir gidiş... (Cümle kapısı-Nazan Bekiroğlu)