"Boğaz’ın üstüne çöken kurşuni gökyüzü, şehri bir örtü gibi sararken; ihtişam ve sefalet, aynı yağmur damlasında buluşuyor; kristal avizelerin ışığı, gecekondu pencerelerinde sönük bir iz bırakıyor; yalıların görkemi, pazar yerindeki balık ve ter kokusuna karışıyordu."
"Boğaz, sabahın ağırlığını taşıyordu. Suyun yüzeyinde güneş
parçalandı; akıntı kıyılara doğru usulca aktı. Karşı yaka sisin
içinden güçlükle seçilirken, yalıların silueti zamandan kopmuşçasına
duruyordu. Ağaçlar rüzgârla hafifçe eğildi, yaprakların hışırtısı
suyun sesine karıştı. Uzakta bir vapur düdüğü duyuldu; ses
şehrin içine doğru ilerleyerek dağıldı. Bulutlar ağır ağır ilerledi.
Bir serçe kanat çırptı; hayat kısa bir an hızlandı, sonra yeniden
duruldu."
"Fayansın soğuğu çıplak ayaklarından yukarı doğru yayıldı.
Üşüyordu. Evde ağır bir hava vardı; kapalı, sıkışmış bir dünya gibiydi;
duvarlar, eşyalar, hatta gölgeler bile hapsolmuştu."