İşte şeytanın “Ben ateşten yaratıldım.” bahanesi ile kardeşlerin “Biz kalabalığız.” bahanesi arasında bu bakımdan tam bir paralellik vardır. Her iki bahanede de manevî bir gerekçe yoktur. Tamamen maddiyata, görünene ve zahire dayalı bir hüküm vardır.
Şeytan, maddî üstünlük iddiasını sadece itaat ve isyan bağlamında satmaz insana. Aynı düşünceyi gündelik hayatın en sıradan alanlarına kadar taşır. Aile hayatını düşündüğümüzde bunun örneklerini çok net görürüz. Her ailede şöyle insanlar vardır: Sırf fiziksel güçleri, ekonomik katkıları veya evin geçimine yaptıkları maddî destek nedeniyle kendilerini diğerlerinden üstün gören babalar, ağabeyler… Evin kirasını ödeyen, faturalarını karşılayan, mutfağı geçindiren kişi, bütün bunları yapınca sanki evdeki diğer bireylerin üzerinde bir tahakküm hakkı kazanmış gibi davranır. Sofradan bir kaşık dahi kaldırmadan, ev halkını yönetmeye kalkar. Oysa maddî üstünlük, Allah katında bir değer ölçüsü değildir. Eğer öyle olsaydı, şeytanın “Ben ateşten yaratıldım.” bahanesi kabul edilirdi. Ancak edilmedi. Çünkü üstünlük maddede değil; itaatte, ihlâsta ve takvada saklıdır.
Bu sahnede önemli bir şeyi fark ediyoruz: Hz. Yakup bu konuşmada yok. Kardeşler bütün bu duyguları, şikâyetleri ve vehimleri babalarının huzurunda değil, kendi aralarında dile getiriyorlar. Yani problem doğrudan Yakup Aleyhisselâm’a yöneltilmiş bir itiraz değil. Tamamen kendi iç dünyalarında büyüyen bir duygusal patlama. Aslında Yakup [as] ile ilgili
bir zan ve kuşku taşımaktadırlar, fakat bunu gidip babalarıyla konuşmak yerine aralarında konu edinirler. İşte tam da bu durum, şeytanın duyguları nasıl kabarttığını ve insanı kendi vehmiyle baş başa bırakıp o vehmi büyüttüğünü gösterir.
Sevgi meselesi doğası gereği soyut bir konu olduğu için kardeşler, babalarının yüzüne karşı