Feda etmek kendini, kendinden geçmek, kaybetmek başladığın noktayı. Bunların tamamını sevgiden yaptığına inanmak lakin içinde bir kuyunun seni oyup durması. Hani iyilik şifaydı? Kendini yok edercesine verdiğinde, ortada bir kendilik kalmadığında, iyiliğin sahibi de ortadan kalkar. Yapabildiklerimiz kadar yapamadıklarımız da bizi tamamlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zihnimizde kurup durduğumuz tüm bu şeyler ve yumruk yaptığımız ellerimiz. Düşünmüyorum deyip deyip uyumadan hemen önce tırnaklarımızı kemirerek düşündüklerimiz. Önemli değil dedikten hemen sonra içimizi oyan o hisler, tavan ve biz. Mış gibi yapmanın başkentine hoş geldiniz. Size varmış gibi olan her şeyi yok hükmünde kabul etmeyi teklif ediyorum. Olanı olduğu gibi olduğu kadarıyla görmeyi. Hiç yorumlamadan, öyle dümdüz. Mesela önümüzde bir patates varsa onun neden patates olduğunu, aslında ne olmak istediğini, kaç güne çürüyeceğini ve dahi hayallerini hiç merak etmemek, sadece patatesi görmek.
Merhaba patates, buradasın.
Eğer ortada bir patates yoksa o zaman yokluğunu görmek. Acaba patates burada olmak ister miydi, şimdi yolda mı, geliyor mu, gelmeyecek mi? Bütün bu soruları balkondaki iplere asıp içeri geçmek ve salonun ortasında ellerimizi belimize koyup sakince tekrar etmek.
Merhaba boşluk, çok kalır mısın?
Fizan’a da gitsem, evinde yemeklik soğan kavuran kadınlara, yol kenarında küçücek piknik kuran adamlara imrenirim ve bir gün oraya döneceğimi bilirim.
Eve.
Uzağa gidebilenler, kapıyı çarpıp çıkanlar cesur diye öğretildi bize. Kalmanın dirayetinden, kabullenmenin ne büyük dağlar istediğinden kimse bahsetmedi.
Büyüdüler. Hep gidenleri övdüler. Kimse görmedi gece yarısı uyanıp ev halkının üzerini örtenleri. Kendini bildi bileli o fabrikaya gidenleri. Bir hayali var mıydı, düşünmeye hiç fırsatı olmadan yorgun argın uyuyanları. Arife günleri gidip bütün mezarları temizleyip çiçek ekenleri. Bunu yapabilmek için o şehirden gitmeyenleri. Ağaçla dostluk edeni, toprağa hürmet edeni kimse görmedi.
Sustum sonra, zorla da değil. Konuşmak istemez oldum, şaşırdım kendime. Gördüm ki birbirimiz hakkında uzun uzun bilgilere sahip olmakla yakın olmak arasında hiçbir ilgi yok. Kalplerin kaynaşması ve birbiriyle dinlenmesi, tarif edilemeyecek bir haldi.