8. sınıfa giden iki kızın sırlarıyla örülen dostluk hikâyesi. Sonu aşırı hüzünlüydü. Asya'nın yaşadıklarıysa hiç adil değil. Bu kadar kolay affedebilmesi... Spoiler vermeyeyim ama beğenmedim diyemesem de beğendim de diyemiyorum. Böyle bitmemeliydi. Etme bulma dünyası demek çok mu acımasızca olur? Şöyle güzel bir şeyler dinleyeyim kafam dağılsın demiştim. Başları güzel gitse de sonu içimi kararttı. Kahramanlar için her şey yolunda ama. Yazar öyle kurgulamış. Bence haksızlık etmiş Asya'ya... İstanbulda başlayıp Pariste biten bir gençlik romanı diyebiliriz. Dostluk ve kardeşlik bağları güzel işlenmiş ama Asya karakteri... 13 yaşında, bu kadar yaralı bir kız bu kadar güçlü olabilir mi? I ıh sevememişim... Belki de yazarın neşeli, eğlenceli kitaplarına alışık olduğumdan bu kurgu çok ağır geldi.
Dinledim ama niye dinledim? Şu an bu kadar ağır bir kitabı dinleyecek zihin duruluğuna sahip miydim? Değildim. Yine de dinledim. Mutlu olmayı öğredim mi bari? Hiçbir şeye fazla üzülme fazla sevinme de. Ne gam baki ne dem baki. Bunu biliyoruz zaten de bilmek işe yaramıyor her zaman. Neyse. Şey kısmı dikkat çekiciydi ama hazzın peşinden koşmak yerine acıdan kaçın gibi bir şey diyor. Birkaç kez diyor hem de. Yani mutlu olamıyorsan mutsuz olmamak için çabala demek gibi bir şey herhalde. Mutlu değilsen mutsuz da değilsen o durum çok garip değil mi? Rutin rahmettir ama o rutinde mutluluk yoksa da huzur olmalı. Yoksa beterin beteri hep var. Daha kötü duruma düşmedim diye sevinerek yaşamak yorucu ya da sürekli bundan kaçınmak, mutlu olmak yerine daha kötü bir duruma düşmediğine sevinmek... Bu da insana mutluluk mu veriyor acaba? Bu gerçek mutluluk mu peki? Gerçek mutluluk diye bir şey var mı? Neyse hâlimize şükrederek bitirelim, beterin beteri var neticede. :)
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,7bin okunma