Ferruh AKAY

Ferruh AKAY
@F_akay
Borcam
Çoğunu içinde doğduğumuz toplumun doğal ögeleri olarak alışkanlıkla benimsedigimiz günlük yaşamımızda yer eden birçok eşya gelenek ve âdetin tarihi karanlık ve bir o kadar da ilginçtir aslında bu akşam paylaşmak istediğim eşya hepimizin yakinen tanıdığı, tıpkı selpak gibi tıpkı nescafe gibi marka adının ürün adı yerine anıldığı Isya Dayanıklı Cam, nam-ı diğer Borcam. Geleneksel eviniz hayırlı olsun hediyesidir. Yeni bir eve taşınmak demek, irili ufaklı bir miktar borcam'ı garantiye almak demektir hatta bir diğer şehir efsanesi de Paşabahçe'nin bir (1) adet borcam ürettiği ve kahramanımızın elden ele, evden eve o gün bu gündür memleketi gezdiği söylenmektedir. yani Milli hediyemizdir 🙂 peki nasıl oldu da Isıya dayanıklı cam mutfaklara girdi? Kudret Emiroğlu'nun kaleme aldığı GÜNDELİK HAYATIMIZIN TARİHİ isimli kitaptan öğrendiklerimi sizlere aktarmaya çalışayım. Almanya'da 19. yüzyıldan beri sanayide kullanılıyordu , fakat kimse bu malzemeyi yemek pişirmekte kullanmayi düşünmemişti. Borosilikat katılmış camlar, yüksek ve düşük ısilara maruz kalan demiryolu aydınlatması için üretilen ampullerde kullanılıyordu. New York'ta Corning Cam Işleri Şirketi' nin laboratuvarinda çalışan Dr. Jesse T. Littleton 1913 yılında bir bataryanın kâse biçimindeki cam bölümünü keserek bunda kek pişirmişti. 1916 yılında şirket ilk cam fırın eşyasını piyasaya sürdü. Bu ürünlerin ağir ve kalın olmasının yanı sira renkleri de dayanıklı değildi ve içlerinde kılcal damarlar oluşuyordu. Ayrıca ateşe dayanıklilık derecelerinin de artırılması gerekiyordu. Uzun denemelerden sonra 1936 yılnda firin ve ocakta kullanılabilecek ilk cam ürün piyasaya çıkarıldı. Porselen gibi görünen kırılmaz camın piyasaya çikışı ise 1970'i buldu. Türkiye'de 70'lerin sonunda ısiya dayanıklı cam eşya yurtdışından
Reklam
Karen Armstrong Kan tarlaları kitabından
Kadim felsefe mantiğinı izleyen Sümerlerin siyasi düzenleme tanrilarınınkini taklit ediyordu; bunun kirilgan kentlerinin tanrisal âlemin gücüne katılmasını sağlayacağına inanıyorlardı, Her kentin kendi koruyucu tanrısı vardı ve o tanrinin kişisel mulkü gibi yönetiliyoruz. Gerçek boyutlu bir heykelle temsil edilen yönetici tanrı, her biri figürlerle tasvir edilen ve çok sayida odada oturan ailesi ve ilahi hizmetkärları ve hizmetçileriyle birlikte baş tapınakta yaşıyordu. Tanrılar gösterişli törenlerle besleniyor, giydiriliyor ve eğlendiriliyordu ve her tapinağın tanrilarin adına yönettiği dev tarım arazileri ve hayvan sürüleri bulunuyordu. Kent devletindeki herkes, gôrevi ne kadar önemsiz olursa olsun kutsal hizmetleri yerine getiriyordu: Tanrıların törenleriyle ilgileniyordu, bira yapımında, fabrikalarda ve işliklerde çalışıyor, tapınaklarını temizliyor, hayvanlarıni otlatıp kesiyor, ekmeklerini pişiriyor ve heykellerini giydiriyorlardı. Mezopotamya devletinin hiç seküler bir yanı yoktu ve dinlerinde kişisel hiçbir şey yoktu. Herkesin -en üst düzey aristokrattan en altdüzey zanaatkâra kadar- tanrısal bir etkinliği yerine getirdiği bir teokrasiydi bu. Mezopotamya dini özünde toplumsaldı; erkekler ile kadınlar kutsalla sadece kendi yüreklerinde baş başa kalmak değil kutsal bir topluluk içinde karşılaşmak istiyordu. Modernite öncesi dinin ayrı bir kurumsal varlığı yoktu; bir toplumun siyasal, toplumsal ve ailesel düzenlemelerine yerleşmişti, topluma kapsayicı bir anlam sistemi sunuyordu. Amaçları, dili ve ritüelleri bu dünyevl düşüncelerle şekillendirilmişti. Topluma bir şablon sağlayan Mezopotamya'nın dinsel uygulamaları kişisel bir manevi deneyim gibi yönündeki modern "din" kavramımızın kutupsal karşıtıymiş gibi görünüyor: Özünde siyasi bir uğraşıydı ve kişisel
Tarih

Ferruh AKAY

, bir kitabı okumaya başladı
Michio Kaku
8.7/10 · 203 okunma

Ferruh AKAY

, bir kitap okudu
Puan vermedi·786 syf.·
2021 12. kitabı
Marc Bloch
8.7/10 · 87 okunma