İnsanın metafizik sonsuzluğuna cevap veren DİN, ruhta bir boşluk bırakarak, adeta, uzayın sonsuzluğuna çekilirken, FELSEFE onun yerine alma ihtirasından kendini alıkoyamadı.
Kaynağını akıldan alan felsefe ile, akıldışı, daha doğrusu akıl üstü bir kaynaktan doğan ve beslenen din arasındaki denge, insanı metafizik planla fizik plan arasında ruhunu hem o tarafa, hem bu tarafa açmış, çok yanlı bir varoluşa sahip kılmıştı. Bu durumda politika, sadece davranışları planındaki bir prensipliliği, birlik ve düzeni ifade ediyordu. Fakat, bir gün geldi, din önce aklın büyük baskısı altında kaldı, daha sonra da büsbütün zayıflamaya yüz tutarak yerini yavaş yavaş felsefeye kaptırmaya başladı.