Kitap hakkında, lalenin güzelliğinin etkisinde bu satırları yazıyorum.
Laleyi ve devrini bir cinayetle harmanlayarak ve tarihin içinde gezinirken iki ucu birbirinden çok uzak mekanlarını da aynı anda anlatmayı başarmış yazar. Zaten hep bahsedildiği üzere Osmanlı lale devrini ve o dönemde halkın ve sarayın yaşantısını tüm çarpıcılığıyla anlatıyor.
Beni en çok etkileyen yönlerinden biri İstanbul'u anlatmasıydı. Şu satırların etkisinden çıkamamıştım.
"Bu şehrin doyumsuz bir güzelliği vardı. Hele Boğaziçi... İki denizin ve iki kıtanın birleştiği yer... Ne büyülü bir güzellik... " Zaten hayran olduğumuz İstanbul'a o zamanda yaşasaydım da hayran olacakmışım, emin oldum bu satırlarla.
Bir başka güzel yönü ise, kitaptaki derkenar bölümleri idi. Leyla ile mecnundan, aşktan, Ferhat ile Şirinden bahseden kısa ama güzel bölümler okumaya kesinlikle değerdi. Çok etkileyici olan bir tanesinde şöyle bir cümle geçiyordu; " Oysa bir âşık, sevgilinin ay mı, güneş mi olduğunu bilmese de, aklının bir oyunu mu, hayalinin bir çılgınlığı mı olduğunu kestiremese de, gözlerine her daim onun görüntüsü girdiği müddetçe âşık değil midir?"
Öte yandan lale için söyledikleri ile zihnimizdeki çiçek de yeni bir zemine oturuyordu sanki. Nitekim şu sözler, "Ayrıca nasılki lale İslam'ın remzi olmuşsa yani, Türkler de İslam'ı temsil eden bir kimliğe bürünmüştür. Türk denince İslam, İslam denince Türk'ün akla gelmesi işte bundandır yani." hep söylenilen ama tam idrak edemediğim lalenin Türk ve İslam dünyasındaki yerini bana daha da hissettirmişti.
Kitapta çok değerli çizimlerin de olması bizi biraz daha o döneme yaklaştırıyor, kitabın içine çekiyordu sanki.
Kitabın bsşladığı hikayeye yani cinayete gelecek olursak sadece bir cinayet değil bir devir tekrar açığa çıkmıştı akıllarımızda. Kitabın sonuna