Bugün yine adliye önünde bir kadın katledildi. Çok derin bir üzüntü... Bu koşullarda Kadınlar Günü söylemleri ne kadar yalınkat kalıyor değil mi?
Yüzlerce kadın, çocuk yitirdik; hâlâ cansız bedenine ulaşılamayan, ziyaret edilebilecek bir gömütü bile bulunmayan kayıplarımız var. Hangisinin gidişi daha çok canımızı yaktı? Kimi insanlar hayatın saf yanını yitireli ne kadar zaman oldu? Sanki eskiden böylesine incitmezdi insanlar birbirlerini. Bir ince çizgi vardı. Şimdi çizilen kalın hatlar hep acıyla kol kola. Kimilerinin içindeki kavgayla baş edememesi ve önüne çıkan ne varsa, kendini yok edercesine yok etme çabası...
Neyin altını kazısak hep mutsuzluk, hep sevgisizlik. Bir çiçeğin hangi toprakta yetiştiği gerçeğiyle yüzleşmek...
Fatma Nur öğretmenimiz, hasta evladını geride bırakmışken huzur içinde uyuyabilir mi? Bizim dilimiz varır mı bu cümleyi söylemeye? Sağı solu kuşatmış, varlıklarından son ana dek haberdar olunamayan hasta kimlikli insanların arasında kadınlar, çocuklar; insanlar nasıl huzur içinde yaşasın?
Rahmetle... Tüm yitirdiklerimize...