Yol üstündeki benzinliğin önünden geçerken, genç adam motosikleti gördü. Hemen döndü, benzinliğe girdi. Kız, daha çok kahvehaneyi andıran kafede, köşede bir masada oturuyordu, ellerinin arasında tuttuğu çay bardağıyla ısınmaya çalışıyordu.(…)
“Oturabilir miyim? Artık bir tanışıklığımız da var nasıl olsa…”
Kız, şaşkınca gülümsedi bu kez ve başını eğerek onay verdi. Bir sandalye çekip kızın karşısına geçti adam(…)
“Yağmurda kaldım da…” dedi gülerek.
Gülmek bulaşıcı bir eylemdi, kız da istemsizce gülümsedi, sinirlerinin gevşediğini hissetti. Elini uzattı adama:
“E tanışalım o zaman, ben Renk.”
“Ben de Özgür… Şu seni hendekten çıkaran hoş adam…”
“Abartmayalım istersen!”
Çaylar içildi, sohbet edildi… Genç adam, ne zamandır motosiklet kullandığını sordu:
“Kendimi bildim bileli…” dedi Renk.
Gülümsedi önce, sonra gülmeye başladı ve sürdürdü konuşmasını(…)
“Sen neler yapıyorsun?” diye sordu Renk.
Alnına yapışan ıslak, düz saçlarını eliyle geriye itti Özgür.
“Özel bir hastanede uzman doktor olarak çalışıyorum. Dâhiliyeciyim.(…) Kısacası zamanımın büyük bölümünü kapsıyor işim; okumayı, araştırmayı seven bir adam, bir de ruhunda büyük boşluklar varsa başka türlü bir yaşam biçimi düşünebilir mi?”
Renk, anlamlı bir bakış attı genç adama:
“Neden demedin doktor olduğunu, bir doktora görünmem gerektiğini söylerken?”
“Pek kızgındın… Ayrıca inanmayabilirdin de. Seni ayaküstü muayene etmeye çalışan bir fırsatçı olduğumu düşünürdün.”
Tutamadılar kendilerini, kahkahalar yükseldi masadan. Renk, duygularını böylesine sakınmasız anlatan adama baktı kaldı. Sanki yıllardır tanışıyorlardı, sanki uzun zamandır bu karşılaşmayı bekliyorlardı, sanki… Bir de tutkusu vardı Özgür’ün; deniz. Renk’e dalmayı çok sevdiğini