FaBu

FaBu
@Fabuder
Önceleri, şövalyeler kadına tapındıklarını iddia ediyorlardı. (Tapınıyorlardı ama yine de onları bir zevk aracı olarak görmekten de geri kalmıyorlardı.) Şimdi de tutturmuşlar kadına saygı duyduklarını söyleyip duruyorlar; kimileri kalkıp onlara yer veriyorlar, kimisi düşürdüğü mendilini yetişip ona verirken, kadınların devlet işlerine girerek yönetimde yer almalarının hakları olduğunu savunuyorlar. Bütün bunları yapıyorlar yapmasına ama bütün bunlar kadına aynı gözle bakmalarına engel bir durum değil. Kadın hâlâ bir zevk aleti, vücudu hâlâ bir zevk aracıdır. Aslında bunu kadının kendisi de biliyor. Bütün bunların kölelikten farkı bulunmamaktadır. Köleliğin ortadan kalkması için insanların günah ya da ayıp sayarak başkalarına zorla yaptırılanlardan yararlanmayı bırakmaları, bunu istememeleri gerekir.
Sayfa 105
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kadının eğitimi her zaman, erkeğin kadına bakışına yanıt verecek biçimde olacaktır. Gerçi, biz erkeklerin kadınlara bakış açısını da biliyoruz ya neyse. Bu şiirlere bile konu olmuştur. Şiirlerde ozanların dedikleri gibi, Wein, Weib und Gesang². Sevda şiirlerinden başlayıp, çıplak Venüslere, Afroditlere varana dek bütün o şiirleri, tabloları, heykelleri alın... Kadının nasıl bir zevk aracı olduğunu göreceksiniz
Sayfa 104
Kuşkusuz, suçlu olan karım değildi. O da kadınların çoğunun yaptığı gibi bizim toplumumuzun varlıklı sınıf kızlarının aldığı ahlak ve terbiye eğitiminden geçmişti. Kaldı ki bu eğitim bu çevreden her kadına ister istemez verilir. Bugünlerde kadınlara verilecek yeni bir eğitim sisteminden söz ediyorlar. Bana sorarsanız hepsi hikâye bunların. Bir kere kadının yetiştirilmesi için insanlığın onu doğru anlaması gerekmektedir.
Sayfa 103
"İnsan soyunun nasıl süreceğini mi soruyorsunuz," dedi. "Şu insan soyu dediğiniz şeyin sürmesi niçin gereklidir?" "Gerek var mi da ne demek? Gerek olmasa bizler de olmazdık." "Peki ama niçin olmalıyız?" "Nasıl, niçin? Yaşamak için elbette." "Peki, ama neden yaşamalıyız? Herhangi bir amaç yoksa ortada, sırf bir görev gibi verildi diye neden yaşayalım ki? Eğer öyleyse Schopenhauerler, Hartmannlar, tüm Budistler bile yerden göğe kadar haklılar bu durumda. Yaşamın bir amacı varsa ve o amaca ulaşıldığında yaşam sona eriyorsa onu da anlarım. (Bizimkisinin düşüncelerine çok değer verdiği belli olduğundan heyecanla anlatıyordu.) Bundan bu sonuç çıkıyor. Şuna dikkatinizi çekmek isterim: İnsanlığın temel amacı olarak, mutluluk, iyilik ya da sevgi ne derseniz deyin... İnsanlığın amacı, kutsal kitaplarda yazıldığı gibi, bütün insanlar kardeşçe bir sevgiyle birleşip, mızraklarını eritip orak yapmalarıysa, bu amaca ulaşmamızı engelleyen nedir acaba? en başta tutkular engelliyor bunu. Tutkuların en güçlüsü, en kötüsü, en zararlı olanı da cinsel tutkudur. Eğer diğer tutkular gibi bu tutku da ortadan kalkarsa böylece kutsal kitaplarda yazan kehanet gerçekleşip insanlar bir araya gelmiş olacak ve amaçlarına ulaşmış olacaklar. O zaman insanın yaşamasını gerektirecek bir neden kalmaz ortada.
Sayfa 88
Yani al gülüm ver gülüm tarzı bir çeşit alışverişten farkı yok. Anlayacağınız şehvet düşkünü bir adama bazı koşulların yerine getirilmesiyle masum bir kız satılmış oluyor
Sayfa 83